25 Aralık 2007 Salı

ben bir garip cezveyim, köşe bucak gezmeyim

galiba yeni bir işe başlıyorum. hayatımdaki her önemli karar gibi bu da oldu da bitti maşallah... yaşama hızım beni şaşkına çeviriyor! o oluyor, bu oluyor, şu oluyor, şunun olması, bunun olması gerekiyor... aslında bunlar "benim" hayatımda olyor; ama ben, nasıl desem, herşey hızla oluverirken maşallah, tam orta yerinde herşeyin, olanların oluş hızının 20de 1i bir hızla hareket ediyorum sanki. "hayırlısı" kelimesini - her iki cümlede bir- bir çeşit boşluklu diyalog yama malzemesi olarak kullanan "hayatından memnun ve yapacak daha fazla bir şeyi olmayan" ablalara özeniyorum bazen. karşımda yarım kaldığı için feryad ü figan iden ucubelere bakarak hülyalı hülyalı "hayırlısı" demek imtiyazına sahip olmak istiyorum. ve aslında sadece "mm akşam ne yemek yapsam ki?" diye düşünüyor olmak...

7 Kasım 2007 Çarşamba

bir kış gecesi eğer bir yolcu

galiba kışa alerjim var. çünkü için için kanıyor burnum, kış gelince. oysa soğuğu sıcağa tercih etmişimdir her zaman... belki sebep boğaz ağrısı yüzünden emmek zorunda kaldığım bu aşırı naneli pastillerdir. demek ki kış dolaylı olarak mide bulantımın, doğrudan da burun kanamamın sebebi... demek ki kış herkese bir başka geliyor. şimdi gidip taze fasülye pişireceğim. kış olmasına rağmen, nasıl taze kalıyor bu fasülye hayret!

6 Kasım 2007 Salı

tanrı istemezse yaprak düşmezmiş..

canım sıkkın.
uykum var.
geçen gece uykuyla ilgili bir şiir yazmıştım ama daha "aa şiir yazdım" derken unuttum. ellerim, yağlanmayan makineler gibi paslı. yazamıyorum. yazdıklarımı algılayamıyorum. buralar beni bunaltıyor. acı olan tarafsa insanın ölmek isteyememesi. istediği anda pişmanlık duygusunun pençesine düşmesi. bilmiyorum. gerçekten. bir sivrisineğim galiba. evet. dışarılarda gezen bir sivrisinek. hayat da evin içi. camlara çarpıp geri dönüyorum. kimse hayatın penceresini açmıyor bana. böyle donuk birşey hayat benim için. içine karışamadığım. çarpıp geri döndüğüm. gayb vardı, perec'in kitabındaki bir karakterin uydurduğu bir hikayenin kahramanı. o geldi aklıma. sanırım orada öyle bir sahne vardı. bir bölüm ya da... artık her kim nasıl adlandırmak isterse. şimdi o bölümü anlatamayacak kadar yorgunum. kitabın ismi kayboluş. hiç "e" harfi kullanılmadan yazılmış ve aynı şekilde hiç "e" harfi kullanılmadan çevrilmiş bir kitap. belki de dünya hiç "ben" (ismim gizli benim) olmadan yazılaydı da kimse fark etmezdi. tanrı mahşerde kullarını topladığında ben bu dünyayı hiç ".... ..." olmadan yarattım dediğinde kimse "kayboluş" isimli kitaba şaşırdığı gibi şaşırmazdı bu duruma. neden? e çünkü zaten beni hiç bilmemiş olurlardı ve hiç bilmedikleri benim eksiliğim onları neden şaşırtsındı ki?
bilmiyorum işte.
canım sıkkın.
ve sürekli uykum var..........
allah'ın işine karışılmaz..

15 Ekim 2007 Pazartesi

gerçekten

üzgünüm. gerçekten. ve çok içerden. bunu buraya söylemek. buradan söylemek. kime söylemek? neden söylemek? sanki bu insan, bu acıya gark olunca.. bu insan böyle oluyor işte... acının egemenliğinde... dışarı çıkmak istiyor. bu üzüntü.. bu burkuntu... bu... bu.. bu. b
...
senin olan canım yanıyor ey allah'ım... beni affeder misin?

21 Temmuz 2007 Cumartesi

robotumu isteriim, robotumu isterim...

bir hadise vardır çocukluğumdan, hiç unutmam. hatırlar hatırlar gülsem mi ağlasam mı arasında gidip gelirim. kardeşim var benim bir tane, çocukken kendisiyle çok iyi anlaşır, eğlenir, oynardık. sanırım türkiye'nin bir ucundan istanbul cennetine düşen iki garip çocuk olarak birbirimizden başkası yok gibi geldiğinden bize... yoksa kardeşler iyi geçinmezler. bir çeşit nişanedir bu: türk televizyonculuk tarihinin başarılı tek sit-comu avrupa yakası'ndan, cnbc-e vasıtasıyla izleyip eğlenme fırsatı bulduğumuz "vampirli" dizi buffy: the vampire slayer'ın çeşitli episodelarına kadar bu nişaneyi görmek mümkün. laf pek uzadı galiba... ezcümle kardeşimi hala severim, ama çocukluğumdaki yeri ayrı... pek duygulu, içli, hassastır kendisi. tek kusuru vardır bu üç hasleti pek göstermez. neyse, o akşam eve misafirler gelmişti. kadınlar her zamanki gibi kendi klanlarını oluşturup bir köşeye çekilmiş dedikodu yapıyorlardı. derken, solgun ve mahcup hatta biraz da tedirgin bir yüzle kardeşim kapıda belirdi. babamın ceketini soruyordu anneme. annem, "evladım, yatak odasındadır" dese de gene aynı mahcub hal içersinde "anne sendeymiş, babam öyle dedi" diyordu kardeşceğizim. sonunda annem çözümü babama gitmekte buldu. işte o noktada olayın vehameti tüm şahitler huzurunda açığa çıktı.

annem: ceketin bende ne işi var allah aşkına?

babam: ben öyle birşey demedim ki...

annem: e çocuğu göndermişsin annende diye

babam: yoo... ben ona dilsiz uşakta, demiştim.

zavallı çocuk mu diyeyim, zavallı kadın-erkek ilişkileri ve "gender socialization" mı diyeyim? ben ne diyeyim, hazin bir durum... bir erkek çocuğu için annesinin, babasının gözündeki yerinin hem dilsiz hem de uşak olması... kim için daha üzücü olabilir? aslında soğukkanlı bir ingiliz tavrıyla çekilcek yerli bir türk kara komedisine yakışmaz mıydı böyle bir sahne:)

şimdi bir arkadaşım bana diyor ki sana mutfak robotu alacağım... ayol benden ala mutfak robotu mu olur? ne demişler, anasına bak kızını al... hem hiç de utanmadım. al sen al, yeni evimde arkadaş olur robotum bana...

18 Temmuz 2007 Çarşamba

tabire muhtaç bir hayat

rüyamda anneannemi gördüm. nefis kurabiyeler pişirmişti. öyle böyle değil. görünüşü bile iştah açıcı... esmerlerdi, çikolata parçacıkları muhteva ediyorlardı ve bir kısmının üzerine pudra şekeri serpilmişti. pek çaktırmıyorlardı ama böyle tuhaf bir yumuşaklıkları vardı. lezzeti muhteşemdi. tadı damağımda kalmamıştı uyandığımda amma çok çok lezzetli olduklarını biliyorum. sabah anneannemi arayıp tarifini istedim, bilmiyormuş :) ben rüyalara inanırım, yaşadıklarımdan çok onlara inanırım. mesela köpeklerden korkmazdım, bir gece rüyamda bir köpek bana saldırdı... ağaçtan üstüme doğru atladı. ertesi gün köpeklerden korkar oldum. sonra geçti gerçi... ama burada asıl mesele eskiden evimizde (sizi tenzih ederim, hakikaten ve sadece bizim evimizde) kekler, börekler, kurabiyeler pişirildiği halde şimdi hazır kekun paketlerinin mutfak masası üzerinde ya da erzak dolapları içinde yalnızlığına terk edilmiş olması. artık kek-kurabiye yapmak çok kolay ama yapan yok. annem yaşlandıkça modernleşiyor; ben büyüdükçe tembelleşiyorum. öyle böyle bir tembellik değil, elime koluma yapışmış beni ha babam dibe çekiyor. galiba blog yazanların ortak noktalarından biri bu türden bir tembellik, neşeli zevata zor rastlanıyor; rastlansa bile onların blogları bir farklı oluyor. kendimizden başka paylaşacak birşeyimiz kaldı mı? ve çok düşünür, konstantre olursam anneannem bu gece rüyamda kurabiye tarifini verir mi?
*şu kurabiye resmi var ya, işte onu www.delicederfrance.co.uk diye bir adresten buldum. hiç, benim rüyamda görüğüm kurabiyelere benzemiyor; belki andırıyor. dediğim gibi bizim evde artık bu tip şeyler yapılmadığından kendi çektiğim bir kurabiye resmini gösteremiyorum. resmi bulduğum adresi bilelim de sonra başımız ağrımasın, "hırsıııız, hırsızsın sen!" diye..

17 Temmuz 2007 Salı

arkandan ağlar..


köşe bucak saklanmak ne zormuş. hayatımda biri var. o bilmiyor, ama ben onla saklambaç oynuyorum. kasten değil, fakat öte türlüsü içimden gelmiyor. bir bakmışım saklanmışım. benim bir yarım kuma gömülü. ağzım da sıkı sıkıya kapalı. tıp mıyım? hayır... geveze bilirler beni, aman bırakalım öyle bilsinler. bilmeseler de olur ya biliyorlar işte. bazen e-postama ülkenin bir ucundan bir iş ilanı geliyor. mesela diyorum, bu işe başvursam. kimsenin haberi olmadan tasımı tarağımı toplayıp gitsem. kurda kuşa yem olsam! madem bir işe yaramıyorum bari böyle anlam kazansın varlığım. hem kemale ermenin en kolay yolu ekmek, pilav ya da tavuk külbastı olmak. çünkü bu türden nimetler de her yaratılmış gibi kemale ermek istermiş. bu istekleri de ancak bir insan (tercihen insan-ı kamil) tarafından yenilince gerçekleşirmiş. onların kemalleri insanın vücuduna girip ona karışmakla onun bir parçası olmakla mühürlüymüş. fakat ben kurda kuşa yem olsam kemale eremem, belki benim yem olduğum kurt ya da kuş bir insana yem olursa ancak o zaman... çok dallandı, hatta fazlasıyla budaklandı. iyisi mi ben insan kalayım, ama en iyisi eşref-i mahlukat olayım.... olamayacaksam demektir ki ölemeyeceğim. arafta beşikte eşikte... ne zordur üçü de........

bu bir koltuk değildir

pek iyi başlamadık mı?
umduğumdan geç uyandım..
yapacaklarımın listesi zihnimde.
metin düzeltilecek, meddah aranacak...
fasıl için isim düşünülecek......
sanırım bu şafaktan sonra,
gül şerbeti hayali kurmamak lazım.
çünkü mevsimi geçti....
susadım aşka..


16 Temmuz 2007 Pazartesi

ب

çok şey var.. olsun!
bir'den bir'e olsun....
ama kimse bilmesin,
kimse duymasın...
aramızda kalsın..