17 Temmuz 2007 Salı

arkandan ağlar..


köşe bucak saklanmak ne zormuş. hayatımda biri var. o bilmiyor, ama ben onla saklambaç oynuyorum. kasten değil, fakat öte türlüsü içimden gelmiyor. bir bakmışım saklanmışım. benim bir yarım kuma gömülü. ağzım da sıkı sıkıya kapalı. tıp mıyım? hayır... geveze bilirler beni, aman bırakalım öyle bilsinler. bilmeseler de olur ya biliyorlar işte. bazen e-postama ülkenin bir ucundan bir iş ilanı geliyor. mesela diyorum, bu işe başvursam. kimsenin haberi olmadan tasımı tarağımı toplayıp gitsem. kurda kuşa yem olsam! madem bir işe yaramıyorum bari böyle anlam kazansın varlığım. hem kemale ermenin en kolay yolu ekmek, pilav ya da tavuk külbastı olmak. çünkü bu türden nimetler de her yaratılmış gibi kemale ermek istermiş. bu istekleri de ancak bir insan (tercihen insan-ı kamil) tarafından yenilince gerçekleşirmiş. onların kemalleri insanın vücuduna girip ona karışmakla onun bir parçası olmakla mühürlüymüş. fakat ben kurda kuşa yem olsam kemale eremem, belki benim yem olduğum kurt ya da kuş bir insana yem olursa ancak o zaman... çok dallandı, hatta fazlasıyla budaklandı. iyisi mi ben insan kalayım, ama en iyisi eşref-i mahlukat olayım.... olamayacaksam demektir ki ölemeyeceğim. arafta beşikte eşikte... ne zordur üçü de........

1 yorum:

pessoa dedi ki...

Annem anlatırdı da gülerdim. Çocukken saklambaç oyunlarında, kendi gözlerini kapadığında kendini saklanmış zannedermiş.
Belki de böyle yapıyoruz biz de, koca koca kızlar olsak da artık... Nefesimizi tuttuğumuzda, bu olanı yaşamadığımızı zannediyoruz...