12 Haziran 2008 Perşembe

hayranım sana, sabrına...

öfke, yüksek ateş gibi..
titriyorsun üşümekten. ama örtmemen gerek üstünü. hatta soğuk duş almalısın. öyle zor ki bu... bir keresinde virüslerin istilası sonucu ateşlere atılmıştı bedenim. elimde nokta nokta izleri çıkmıştı ateşin. sonra hastaneye götürdüler beni. serum taktılar. yattığım sedyede bedenim titriyordu. sarsılıyordum resmen. sanki elektrik çarpıyormuş gibi ve yalvarıyordum "n'olur üstümü örtün" diye.. örtmediler. sürekli geçecek, bu geçecek; biraz daha dayan, diye telkinde bulundu sevdiklerim. hemşire hanım ise duyarsızlaşmıştı belli ki bu titreme nöbetlerine. ve sonra geçti. belki bir - birbuçuk saat aldı. ama rüyadan uyanır gibi çıktım o titreme nöbetinden. ateşim düştü. eğer ki sevdiklerim olmasaydı, eğer ki suratsız hemşire gardiyanım olmasaydı... bir battaniyeye sarınıp havalenin eşiğine gelmiş olurdum o gece...
işte öfke de öyle... sardı mı bedeni, ele geçirdi mi zihni; insan istemiyor soğuk duşa filan girmek. gözü battaniye arıyor. öfkesini daha da arttıracak, onu kendinden geçirecek her yola başvuruyor... keşke öfkelendiğimizde karşımızda sakince durup hiddetimizi gemleyebilecek birisi olsa. ama malesef yüksek ateş sevdiklerimizi üzüyor, en fazla endişelendiriyor; öfke ise sevdiklerimizi kırıp geçiriyor. sonra yanımızda bizi soğuk duşa sokacak kimse kalmıyor...

1 yorum:

vedide yalınayak dedi ki...

geri döndüğün için teşekkür ederim.