31 Ağustos 2008 Pazar

"ama haksızlık bu, öyle değil mi?"


dört gündür adadaydım. oradayken sık sık bazı şeyler üzerine düşündüm. farklı farklı şeyler: deniz ve çöl arasındaki hayret verici benzerlik üzerine düşündüm mesela. sonsuzluk fikrinin insan ruhunu nasıl da incelttiğini. sonra bizi asıl üzenin beklentilerimiz olduğunu; ama öte taraftan beklentisiz olmanın da artık hiçbir şeyi önemsemediğimizi gösterebileceğini... vesaire vesaire... bir de allah'ın kullarını nasıl da koruduğunu düşündüm. küçük hesapları nerelerden döndürdüğünü. tabi eğer kişi hırsla kendini korumaya kalkışmıyorsa. burada "hırs"ın altını çizerim. tekrar tekrar çizerim.
en çok allah'ın muhafaza edişini ve korunuyor olma hissiyatını düşündüm. bundan bahsettim. derken istanbul'a doğru yola koyulduk. deniz otobüsüyle. iki saati nasıl geçirmeli diye düşünürken belki de yıllardır okumadığım sinema dergisinin son sayısını aldım elime. tek tek okumaya başladım her sayfasını. sıra yerli yapımlarla ilgili haberlere geldi. yeni sezonda vizyona girecek olanlar, yapım aşamasında olanlar ve proje aşamasındakiler. işte "bu proje aşamasındakiler" kısmına gelince bir an duraksadım. acaba, dedim, kıbrıs için yazdığım senaryodan da bahsediliyor mudur? sonra orada sayfanın sonuna doğru filmin ismini gördüm. "ölü toprağı". evet, bu isim bana ait. fakat senarist olarak benden senaryoyu yazmamı isteyen, fikrin sahibi kişinin ismi geçiyor. üzüldüm. çok üzüldüm. içim parçalandı diyebilirim. haksızlığa uğradığımı hissettim. insan, ne düşünürse düşünsün; duyguları hep galip geliyor galiba:) haksızlığa uğrama hissi içersinde bir benlik iddiası var. ama gelin görün ki ben de nefsini terbiye edip kemale erdiğimi iddia edecek kadar cehalet içerisinde değilim. evet, tekrar söylüyorum üzüldüm çok ve gerçekten de haksızlığa uğramış hissediyorum kendimi. hatta calimero'yu anıyorum... fakat allah büyük, diyorum. bunu tam şuramda hissediyorum. her ne olacaksa olacak... sonra geçecek, bitecek... ve hayat devam edecek...

1 yorum:

içe dönük blogger dedi ki...

ne de güzel şeyler düşünmüşsün yazmayı planlıyordum yorum olarak yazının başını okurken fekat sonlarına doğru başka bir duygu hakim oldu.. kızdım çok fena..
ben anlamam nefs terbiyesi işlerinden ama bence kızgınlık ya da üzüntü gibi hislere ihtiyaç var.. ölüler kızmaz da üzülmez de
öldür nefsini ölmeden diyor ama önce nefsini bil de diyor, onu tanımadan beni tanıyamazsın diyor. biz kızalım ki bizi teskin etsin, biz üzülelim ki teselli etsin...
ben çok fena kızdım bu adamlara..