14 Eylül 2008 Pazar

şarkın sonsuz ve esrarlı...

sema dinliyorum. eski tangolardan dem vuruyor kendisi... içim gidiyor. neden bilmem, neşeli olanlar değil de diğerleri yağmalıyor zihnimi. kırık dökük aşk hikayeleri bu tangolar. her kelime biraz vurgun yemiş, her nota sanki enstrümanların bağrından kopuyor. işte benim de öyle içim gidiyor... sonra kendini efkara veriyor. benim içimle başım dertte. içim dışıma çıkınca daha bir dertli oluyorum. bazen ikisini karşıma alıp konuşuyorum. yani içimle dışımı... diyorum ki evlatlarım, nedir birbirinizle derdiniz; niçin sen ona, o sana üstünlük kurmaya çalışıyor; niçin bu kadar ayrısınız birbirinizden gece ile gündüz gibi... niçin ama çocuklar, niçin?; diyorum. edepsizce omuz silkiyorlar. içim yüzünü efkara dönüyor, dışım yüzünü zevzekliğe veriyor... ah, buz tutmuş bir kış havasında içine ateş gibi çay dökülen kırılgan bir bardak gibiyim... ince ince çatlıyorum.......



Hiç yorum yok: