2 Eylül 2008 Salı

iki yabancı


"...oysa şimdi iki yabancı gibiydiler. hayır, bu yabancı olmaktan da beterdi, çünkü hiçbir zaman yeniden tanışamazlardı. sonsuza dek sürecek bir yabancılaşmaydı bu."


jane austen'ın yaklaşık iki yıldır aradığım "ikna" (persuasion) adlı romanını nihayet samed ve neslihan'ın evinde buldum. çalışma odasının masasının üzerinde duruyordu. beni beklediği muhakkak:) neden hayatta aradığımız, özlediğimiz, istediğimiz, beklediğimiz herşey biz tam da onları aklımızdan çıkarmışken gelip bizi buluyor ki? enteresan bir işleyiş... heyecan verici!

evet, iki yıl önce diyordum. çünkü o zaman "lake house" diye bir film izlemiştim. karmaşık bir zaman kurgusu üzerine kurulu bir aşk hikayesi. aşk ve beklemek üzerine. orada bahsi geçiyordu ikna'nın. o zaman düşünmüştüm. bundan 200 yıl önce belki bekleyebilirdi iki aşık birbirini ve böyle destanlar, hikayeler, romanlar yazılması hiç de gerçek üstü kaçmaz idi. hatta belki toplumsal gerçekçilik bile diyebilirdik buna(tamam, demezdik) fakat şimdi... bir aşığın diğerini tam bilmem kaç yıl beklediğine bizi inandırabilmek için ancak gerçeküstü bir kurgu gerekiyor. "lake house"u izlemiş iseniz bilirsiniz, adam geçmişte kadınsa bugünde aynı evde yaşamaktadırlar. aslında ev arkadaşı sayılabilirler, tabi aradaki zaman farkı görmezden gelinirse:) her neyse... mektuplaşmaya başlarlar, aynı posta kutusunu kullanarak. sonra aşık olurlar birbirlerine. sonra beni bekle, der adam; benim geleceğim olan seninse bugünün olan o zaman diliminde gelip seni bulacağım. eh, sonunu da söylemeyeyim bari... işte o zaman filmden çıktıktan sonra kitabı epey bir aramıştım. bulsaydım 200 yıl önce kurgulanan aşkın şimdiki imkansızlığı ve günümüzde aşk olarak kurgulanan duygunun bir hikaye anlatıcısını tatmin etmeyişinden ötürü icat edilen yeni anlatım yöntemleri üzerine bir yazı yazacaktım. kime yazacağımı bilmiyorum ama yazacaktım.

aslına bakarsanız, şu an itibariyle böyle bir yazı yazma niyetinde değildim. tek söyleyceğim şey şuydu: tüm kitap boyunca beni en çok çarpan cümle, yukarıda alıntıladığımdır. birbirine yabancı olmak ve yabancılaşmak arasındaki ayrımı ne kadar da incelikli yapmış, ne basitçe; bir cümlede bitivermiş bu tartışma.

ve ne kadar acı bizim için. eğer ki bir yerlerde vazgeçmiş isek birilerinden, artık yeniden tanışmak ne mümkün!

2 yorum:

Adsız dedi ki...

sonsuza kadar kaybetmek birini geri dönüşü yok! o kadar doğru anlatmışsın ki tekrar farketmem canımı yaktı.

kibrit kutusu dedi ki...

gene de allah'tan ümit kesilmez...