20 Eylül 2008 Cumartesi

serbestçe çağrışanlar, kısım-1



yiyiniz, içiniz; iftar etmeyiniz.. dedim geçen gün. tabii ki yanlışlıkla. sonra çok güldük hep beraber. aa öyle bir reklam vardı: hep beraber bişey bişey, hep beraber yaşarız filan diye. sanırım cola turka reklamıydı. freud'a kulak verecek olsak, bu dil sürçmesinin altında ne hinlikler gizli allah bilir. zaten herşeyin hakikatini allah bilir, hikmet ile yaratır. ama biz bilemeyiz. bilebildiğimiz kısmı sınırlıdır. böylece de aslında bilmemiş oluruz. çünkü bildiğimiz şey bir zerrecik ise eğer o zaman yanlış bilmiş oluruz bütünü. klasik bir hikaye vardır ya işte bir fille karşılaşan dört-beş gözü görmezin hikayesi. biri ayağından tutmuş fili, işte budur fil demiş; diğer hortumundan tutmuş, fil diye onu bellemiş; işte biri de kuyruğundan... böyle gidiyor hikaye. bu bizim psikolojiye giriş kitabında ilk bölümde yer alıyor idi. birden bire beynimin tüm kapıları açıldı ve bu son cümle üzerine bir sürü cümle doluştu zihnime. ne yapacağımı şaşırdım! sanki böyle hırsızlar tarafından talan edilen evini nereden toplayacağını bilemeyen ev sahibesi gibi hepsinin ortasında yere çöktüm, çaresizce bakınıyorum etrafıma. bu gece bilincimin götürdüğü yere gideceğim. akışına bırakacağım. dışarısı çok kalabalık. ama korkaklık etmemek gerek belki de... kalabalığın şöyle bir yanı var, seni silikleştiriyor. kocaman okyanusta bir damla olmak gibi.. bir yandan kişiliksizleştiren birşey; ama öte yandan bayağı da hafifletici bir durum. çünkü sorumluluğu azaltıyor. bazı insanlar var gerçi, kalabalığın içinde kişiliksizleşmeleri, renksiz hale gelmeleri, yani görünmezleşmeleri mümkün değil. zaten sonra bir bakıyorsun hoop, o kalabalığın sorumluluğunu o kişiliksizleştirilemeyen kişi üstlenmiş. lider şahsiyet diyoruz biz bu arkadaşlara. sanatçılar her ne kadar göze batsalar da bence görünmez olmalılar toplum içinde. beslenebilmenin en iyi yolu bu gibi. görünmezsen eğer, herşey en doğal haliyle görünür sana. sen çıkınca aradan kalır seni yaradan. tabii ki arada nüanslar var. görünmez olmak egondan sıyrılmak demek değildir öyle sanıyorum ki. ama mesela her insan kolay kolay kabullenemez bir toplulukta görünmemeyi. psikodrama dersleri alıyorum. orada var öyle 2-3 kişi, grubun içinde hiçbir role seçilmeyen. sadece paylaşımlarda seslerini duyurabilen. "hey dostum, beni niye kimse görmüyor!" diye yakınan. görmek ve görülmek... özel dedektifler mesela görürler, ama görünmezler. görünmemeleri gerek işlerini iyi yapabilmeleri için. özel dedektifler gizlidirler. remzi ünal var türklerden. eğlenceli bir karakter aslında. okumakta bir beis görmüyorum. what the bleep do we know? ne halt biliyoruz ki dostum biz? söylesene ha! birikerek çığ gibi büyüyor bilim. altında kalıyoruz... bilimle bir alıp veremediğim yok... ama ne kadar bilsek de o kadar bilemiyoruz işte. bu çok heyecan verici bir yandan, diğer yandan tekinsiz. öte yandan, ilim bir nokta idi, cahiller onu çoğalttılar, demiş hz. ali. kimilerince o nokta besmelenin be'sinin altındaki noktadır. bilmiyorum ki... zaten ben demedim mi bilmediklerim....
***
başlangıçtaki besmele hattı sudanlı hattat hasan musa'ya ait imiş.

Hiç yorum yok: