1 Eylül 2008 Pazartesi

özlemek...


nasıl desem, çoğunlukla özlerim özlemeyi. bence çok asil bir duygudur. ruhu inceltir. kendinden başka birine/birşeye duyulan şiddetli özlem, insanı varlığından sıyıran bir deneyimdir bana göre. ne kadar anlamlıdır! ama neyi özlediğini bilmek gerekir. çünkü neyi ya da kimi özlediği çok şey söyler kişiye dair. öte türlüsü, yani bir nesnesi olmayan özlem, can sıkar. insanın ruhu, kaçacak delik arar. mesela ramazan geldi. mesela "nerede o eski ramazanlar" diyecek yaşta olmamanıza rağmen yılın ilk iftar sofrasına oturduğunuzda buruk bir tat bırakıyor her lokma ağzınızda. mesela ben böyleyim.. çorba var, iftariyelikler var, pide var... ama birşey yok. bilinmeyen birşeyin eksikliği feci derecede hissediliyor soframda, yürüdüğüm sokakta, okuduğum kitapta... bu noktada asaletini kaybediyor özlemek; sıkıcı bir hal alıyor, hayatın tüm renkleri soluyor... ne kadar düşünsem de çıkamıyorum işin içinden.. sonra bir şarkı gelip yerleşiyor dudağıma: eksik birşey mi var hayatımda?...

...

herkese hayırlı ramazanlar olsun!

1 yorum:

.V.yaka dedi ki...

bu yazını daha önce okumuştum aslında ama şimdi açılan pencere açılmamıştı o zaman. özlemeye yüklediğin anlam bana eski bir Kemal Sayar yazısını hatırlattı. Şaşırmak, diyordu, çıkmamalı insan hayatından. Şaşırmayı kaybetmek kalbin kuvvetli bir vuruşunu atlaması gibidir. Hayat; ıska!