14 Ekim 2008 Salı

iki çay söyledim, birisi açık...


öyle günler gelir ki, insanın sığınacak bir fincan sıcak çaydan başka şeyi kalmaz. herkes belki etrafında dört dönse, pervane olsa dahi kişi kendini onların sıcaklığına bırakamaz. buharı üstünde tüten fincanla hasbihal, alfabe ile konuşan her mahlukattan daha evla gelir. havaya karışan o buhar tam da olmak istenen şeydir; fincanın içindeki koyuluk, efkara denktir; böylece hemdem olunur çay ile... sanki diğer herşey ve herkes ve her cüz... silinip gider. yiter. bir tek çay kalır. yaydığı latif kokusu ile içerisinde insanın dantelden bir örtü işler. o örtü, usulcacık serilir derin bir uykuya dalmış olan ümidin üstüne. şefkatli bir anne gibidir, iyi demlenmiş çay, bu kırılgan çocuk için... uyuyanın üzerine kar yağdığından, üşütmemek gerektir onu... gün gelir, hemcinslerinin gözünde lal olan insanın dili çözülür, hürriyetine kavuşur da iki kelam edecek olur. işte o vakit dantelden örtüsünü silkip üzerinden bahar temizliğine girişir ümit... belki o zaman limonata vaktidir. çayla helalleşilir...

...

bu yüzden içimin yarı tarlası çay; yarısı limon ağacı..

6 yorum:

içe dönük blogger dedi ki...

burda bir fincan çay gördüm limonlu, buharı tüten, kendi evimdeymişim gibi aldım, içiyorum şekerim :)

kibrit kutusu dedi ki...

afiyet olsun azizem... zaten biliyorsun, burada ürkecek, çekinecek, efenime söyleyeyim eleştirel gözle bakacağından endişe edilecek kimse yok... bir sen varsın, o kadar :)

içe dönük blogger dedi ki...

belki ben de yokumdur :)

kibrit kutusu dedi ki...

eh, hepimiz biraz çoklu kişilik bozukluğu ürünü değil miyiz?

içe dönük blogger dedi ki...

öyle miyiz dersin?

kibrit kutusu dedi ki...

yoksa değil miyiz?