26 Nisan 2009 Pazar

herşey birden bire oldu...

dün gece tuhaf birşey oldu. daha önce benzerlerini yaşasam da onlar dün geceki deneyimin kıyısında dolanıp duran şeyler olabilir ancak.

birkaç gecedir uykusuzum, bu yüzden dün erken uyumayı kafama koymuştum. ama olmadı. zaten ne zaman kafama koyduğum oldu bilmiyorum. olduğunda mutlu oldum mu, onu da bilmiyorum. çok şeyi bilmiyorum...

her neyse...

annem hasta olduğu için kendimize göre bir düzenek kurduk, bir kulağımı onun yanıbaşında bırakarak odama geçtim (daha doğrusu güzel annemin benim için terk eylediği odasına, çünkü bu evde benim için bir oda yok). sesini bir hayli kıstıktan sonra mp3 playerimin kulaklığını taktım. acıklı şarkılar dinlemeye başladım. aniden, zihnimde cümleler cümleleri kovalamayı başladı. sanki birisi daktilo ile birşeyler yazıyordu zihnimdeki boş kağıda. öyle güzel cümleler ki... bir süre durup onları dinledim ya da okudum. neyse ne artık... fakat ondan sonra gözümden akan uykuyu yuttu bu cümleler. oburca tükettiler uykumu. ve gecenin bir yarısı, gözlerim sonuna kadar açık, kulağımda acıklı şarkılar ve yatakta öylece uzanmış duran bedenim kalakaldım.

nasıl desem? sanki böyle bir yerim aniden kanamaya başlamış gibi, mesela burnum, kağıt kalem aramaya koyuldum. ben ki kağıt ve kalemle sadece günlük yazabilirim, bir hikaye yazabilmek için bilgisayar gereklidir; bir baktım ki bir hikaye yazmaya başlamışım. yazdım, yazdım, yazdım. üç sayfa oldu. sonra durdum. defteri kapatıp geri yattım.

demek "ada"nın benimle işi bitmemiş olacak ki aynı girdaba bir daha düştüm. kendimi tutmaya çalışsam da olmuyordu. uykum var, diyordum; git başımdan. kaç gecedir doğru dürüst dinlenemedim biliyor musun sen? umrunda değildi... umrunda olan tek şey bardaktan boşanırcasına zihnime yağdırdığı cümlelerdi. tekrar kalktım. bu sefer ışığı yakmak istemedim. cep telefonumun ekran ışığında mutemelen ileride bir roman olacak "şey"in son sayfasını yazdım.

sonra... sonra tatlı bir telaş içerisinde annemin baş ucuna gittim. onun hastalığı onu uyutmamıştı, benimki de beni... dedim ki anne, var mı beni dinleyecek gücün? usul bir el hareketiyle beni teşvik etti annem. okudum. dinledi. duyduklarını beğendiğini ifade eden bir el hareketi ve hissettiği melankoliyi gösteren bir dudak burulması yaptı. öptüm onu. sonra da uyudum. hiç uyanamayacağımı düşünsem de sabah gene beş buçukta uyandım. tuhaf şeylerden anlık mutluluklar yaşamaya başladığımı fark ettim sonra. sonra korktum. kaybetmekten...

emanetiz, vesselam...

17 Nisan 2009 Cuma

desem ki..

benim mütevazı blogumu kaç kişi takip ediyordur bilmiyorum; ama üç de olsa beş de olsa ali'ye bir katkım olsun isterim. ali çok tatlı bir çocuk. Allah nazarlardan saklasın. kendisine karşı beni de şaşırtan bir muhabbet duymaktayım. şimdi bloglar arası yarışma başlamış. yarışmalar bana göre olmasa da ali'nin muhterem babası ali doğmazdan evvel onun adına açtığı blog ile bu yarışmada aile blogları kategorisinde yer alıyor. blog şudur: www.aliozdil.blogspot.com severek takip ederim.
siz de bir bakın... eğer ki üşenmez iseniz http://2009.blogodulleri.com/kayit adresinde hemencek kayıt olarak aile blogları bölümünden ali, babası ve kırk haramilere oy verebilirsiniz. mutlu oluruz... :)