21 Haziran 2009 Pazar

şurada birşeyler var...

sinema ile ilgili iki blog adresi. ikisinin de tarzı birbirinden farklı. henüz bilmeyenlere duyurulur...

www.sigarayaniklari.blogspot.com ve www.thatshowweare.blogspot.com

iyi okumalar!...

14 Haziran 2009 Pazar

16 mm


cuma günü ilk kısa filmimi sevgili sınıf arkadaşlarım ile birlikte izledim. siyah- beyaz. 4 dakika. sessiz. müzik ekledim tabii ki... enteresan bir duygu doğrusu. çocukluğumdan beri hayal ettiğim birşey sonunda vücut buluyor. acaba bir kafa darbesi filan alıp bitkisel hayata geçtim de öyle içsel bir duygulanım, bir deneyim... buna benzer birşey mi yaşıyorum? filmi dvdye aktarınca buraya yükleyeceğim. ama mütevazı blogumun kıymetli okuyucuları lütfen beklentilerinizi yükseltmeyin. benim için eğitici bir süreçti, bu yüzden değerli. fakat ortaya çıkan film tam da hayalimdeki gibi seyre layık birşey oldu diyemem. çekim esnasında türlü çeşit aksaklıklar yaşandı, montaj sırasında eldeki görüntülerin zorlaması sonucu hikayeyi senaryodaki şekliyle değil de başka bir biçimde yeniden oluşturmak zorunda kaldım. gerçi bence keyifli bu yeniden oluşturma durumu. montaj yani... sanki puzzle yapar gibi. bir sürü görüntüyü kendince uydurduğun bir hikaye çerçevesinde bir araya getir, sonra ses efekti ekle, sonra müzik ekle. bunların hepsinin birbiriyle uyum içerisinde olmasını sağla... galiba montaj sürecini bir başka sevdim ben! neyse bakalım... artık kolları 10 dakikalık renkli ve sesli yeni kısa filmim için sıvamanın tam zamanı.

9 Haziran 2009 Salı

gel, barışalım artık...


o kadar çabalamasaydım büyümek için... belki şimdi intikam alıyor olmazdı çocukluğum... rüyalarımda yüzünü gösterip geriye her baktığımda daha da uzaklaşarak benden!

3 Haziran 2009 Çarşamba

şimdi ve burada...


ben küçükken bir hayal perdesi hayal ederdim. zihnimin koridorlarında dolanan masalları, kanlı canlı görmek isterdim karşımda. o zamanlar, kendimce hikaye ettiklerimi diğer hayalperestlerle paylaşmak gibi bir derdim olduğunu sanmıyorum; ama bir "hayal perdesi" hayal ettiğime göre "diğerleri"nin farkında olmalıyım. büyüdükçe ve hayat dallanıp budaklandıkça ve ben ciddileştikçe, hayal perdesi hayalim suya düştü. mesai saatleri arasına kendini sıkıştırmaya çalışan, "hakediş" dosyalarına bir türlü sığamayan ve gün sonunda boş duvarlara karşı içlenen içi çürük dışı mat bir ceviz kabuğuna dönüştüm zamanla. sonra birşey oldu. ne oldu tam bilmiyorum. belki uyuyakaldım ve bu masalın ortasında uyandım (ya da uyandığımı sanıyorum). dört tarafı pembeye boyanmış bir peri masalı da değil bu. karanlık tarafları, dehlizleri, ayağıma asılıp beni dibe çekmeye çalışan ağırlıkları eksik değil... fakat gene de suya düşen hayal perdem işte kupkuru ve bembeyaz ve hasarsız ve işte tam da karşımda ve işte... nasıl olduysa, avuçlarımda.

lise yıllarında çok yakından takip ettiğim hayalet gemi dergisinden bir başlangıç notu hatırlıyorum. diyordu ki kiminle, nerede, ne zaman karşılaşılacağı bilinmiyor. sadece bulanık bir his, bir beklenti veya bir korku... bilmiyoruz. hikayemiz bilmemek üzerine kurulu. bilmeden üzülüp bilmeden ağlıyor; sonunu görmeden sevinç çığlıkları atıyoruz. sonra bambaşka bir karşılaşma oluyor, kısacık belki, bir andan da kısa bir zaman dilimi içerisinde oluveren birşey, geliveren bir insan, kesişiveren iki bakış... akışı tamamen değiştiriyor.

ben şimdi, ellerimde çocukluk masallarımla kurduğum hayal perdem, tanımadığım bir şehirde yüzlerden yüzlere, bakışlardan bakışlara akıp hiç beklemediğim karşılaşmalar yaşıyorum. vakti gelince anlatılacak...