17 Eylül 2009 Perşembe

bir sabah vakti eğer bir yolcu...

(...)
devrim arabaları'nı izlemek bir türlü nasib olmadı. şimdi de new york'ta gösterilecek. ama sadece bir gün ve o bir günde ben senaryo yazımı dersinde kısa film hikayelerimi sunuyor olacağım. bu filmi niçin beyaz perdede izlemem istenmiyor?
(...)
buraya geldim geleli sokakta toplamda iki kedi gördüm. buraya geldim geleli ise toplamda sanırım 167 gün oldu. zaten sahipsiz köpek görmek hiç mümkün değil. parklarda köpekler için özel alanlar var. özgürce gezip tozsunlar, eğleşsinler diye... o özel alanlarda kural şu: sahipsiz köpek ve köpeksiz insan giremez! ama ya kediler?! görüyorum köpek gezdirenler var, köpeklerle ilgili bir dolu reklam var... peki ya kediler??? evinde kedi besleyen insan da mı yok? bilmiyorum, çok düşündürüyor bu durum beni...
(...)
dediler ki new york sonbaharın renklerini izlemek için mükemmel bir yermiş. kahverenginin ve sarının hiç görmediğim tonlarını görebilirmişim. fotoğraf makinemi de alıp yollara düşmeliymişim. güzel. yollara düşmekle ilgili bir sorunum yok. ama bu öneriden anladığım kadarıyla şöyle sanılıyor: fotoğraf, doğanın bir kopyası. ama değil. sabit kalfagil'in ifadesiyle onun "stilizasyonu". mesela doğada biri diğerinin yüz bin katı olan iki ton değeri var ise bu fotoğraf kağıdı üzerinde bire otuzluk bir orana indirgenerek gösterilmiş oluyor ancak. bu kısıtlamaya rağmen muhteşem fotoğraflar çekenleri saygıyla selamlıyorum. belki birgün ben de... neden olmasın?
(...)
hırvat bir kızla tanışmıştım. ismi aklımdan çıkmış şimdi. bir otel odasının balkonunda yanyana durup gün doğumunu izlemiştik. uzun uzun susmuştuk. sadece şunu söyledi o: "birkaç sene önce fotoğraf çekmeyi bıraktım. çünkü beni an'ın içine girmekten alıkoyduğunu farkettim. onun yerine tüm duyularımı açıp anın güzelliğini zihnime silinmemecesine kazımaya çalışıyorum". fotoğraf çekerken an'dan koptuğum doğru. akıp giden hayatı vizörün arkasından izliyorum. üstelik bu söylenendeki gizli önerme de ürpertici: aletler, insanoğlunda var olan hasletleri köreltiyor (olabilir). aletleri geliştirdikçe tembelleşmemiz bundan olabilir. burada barbie isimli bir arkadaşım oldu. zihinde canlanan barbie imajına hiç uymuyor. neyse... demişti ki: "i-phone'umu evde unuttuğum zaman sanki beynimi evde bırakmış gibi oluyorum". üstelik bunu söyleyen çok zeki bir kız. korkutucu... hafızamızın yerine geçen fotoğraf makineleri, beynimiz yerine geçen i-phonelar. teknoloji karşıtı değilim! fotoğraf makinemi seviyorum. ama bu söylenenlerde haklılık payı da görmüyor değilim... düşünüp üzerine yazılası.
(...)
zihnime kazıdığım iki görüntü:

birincisi; paşalimanı adası balıklı köyü iskelesinde gece vakti. şehir ışıkları olmadığında alabildiğine yıldızlı bir gece. durgun denizin koyuluğunda parıl parıl parlayan balıklar görüyorum. sürü halindeler. incecikler. salınıyorlar. bu ışıklı balıkların ismini hala bilmiyorum. ama bana yaşattığı, çok güzel birşeye yakın olma hissiyatını ve bunun sıcaklığını hala içimde taşıyorum.

ikincisi; sultanahmet'te bir akşamüstü. bir vitrinin önündeyim. camekanın içinde bir anne kedi üç yavrusunu emziriyor. o nasıl bir saadet allah'ım! o nasıl şefkatli bir duruş. o nasıl güzel bir an. o an...
(...)
var mı başka birşey? var; ama canım bitti... gün de doğdu penceremden.... belki biraz uyusam....

3 yorum:

v.yaka dedi ki...

- nereden düştün günüme? göktaşı mısın?
- yıldızların milyon yıllar önce ölmüşlüğü bilgisinin içimdeki sızısı, scar'ı hatırlatıyor bana.
- madde madde yazınca insan, düzen mi geliyor? neden seviyorum?
- kalın kalın yazılınca kelimeler, davul efekti mi geliyor? neden seviyorum?
- yazdıklarını okumak birinin, açık kalan pencereden içeri bakmaksa, ben bu eve bakmayı seviyorum.

MEDEA dedi ki...

ben ise, fotograf makinesiyle cekemeyecegimi anladigim bazi anlar, bazi manzaralar ve bazi ihtimalleri, hic gocunmadan gozlerimle kaydediyorum. gozumuzle gordugumuz herseyi "tam olarak" fotografyalabilecek miyiz acaba gelecekte?

selamlar oralara :)

kibrit kutusu dedi ki...

v.yaka'cığım...
pencerede kalmayın, buyurun içeriye bir çayımı için. karanfilli bergamotlu...

MEDEA,
selamınızı aldık başımız üzere koyduk:)