11 Eylül 2009 Cuma

ramazan özel yayını - 2

hikayemiz 2007 yılının ramazan ayında geçiyor. yer, anneannemlerin yakacık'taki evi. hepimiz masanın etrafına toplanmışız, akşam ezanının okunmasını bekliyoruz. az kalmış, ha okundu ha okunacak... imamın eli kulağında yani.

masada türlü çeşit yemekler ve benim en sevdiğim şey var: salata! bakışlarım, yiyeceklerle yemek masasının başında oturmuş olan insanlar arasında gidip geliyor. birden ne kadar tuhaf bir durum olduğunu düşünüyorum bunun. yemekler bizim yemeklerimiz, dedemin emekli maaşı ile anneannemin el emeğinin bir araya gelmesiyle ortaya çıkmış hepsi ve bize ikram edilmiş. ne güzel! fakat biz elimizi bile sürmüyoruz. birşey için bekliyoruz... bir müsade için. "ne garip, değil mi?" diyorum. aslında kontrolsüzce çıkıyor bu soru ağzımdan. masa başındaki herkes kulak kesiliyor. söyleyecek önemli birşeyim yok aslında, belki amerika'yı yeniden keşfetmek gibi olacak. ama gene de söylüyorum: "bizim olduğunu bildiğimiz bir yemeği yemek için allah'ın izin verdiği zamanı bekliyoruz" duruyorum. evet, bu her ramazan böyle olur; der gibi bakıyor insanlar bana. o an incecik bir perdenin aralandığını hissediyorum. "yani şöyle" diyorum: "insana mülkiyeti sorgulatıyor. ve üstelik ben şu an henüz ezan okunmadan şuraya uzansam ve bir lokma alsam... ne olur ki? allah beni taş yapmaz... ama modern aklın kabullenemeyeceği; irrasyonel bir biçimde almıyorum o lokmayı. bekliyorum. davranışsal boyutta bana ceza olarak geri dönecek birşey yok. üstelik hedonizme de ters bir durum. yeme hazzımı tatmin edince mutlu olmam gerekirken; esas ona direnip biraz daha bekleyince, beni yöne(l)tmeye çalışan bu hazzın da üstüne çıkınca, ötesine geçince kendimi mutlu hissediyorum". etrafımdakilerden gene ses yok. son bir şey çıkıyor ağzımdan: "üstelik dünyada kendisinin olmadığı halde eşyalara, yeraltı kaynaklarına, (tecavüzü kast ederek) kadın ve erkeklere, yiyeceklere, kazanmadığı paraya el uzatan o kadar çok insan var ki... hırsızlığın her türlüsünü, vicdanlarında saman çöpü kadar kıpırtı olmaksızın, yapabilen o kadar çok insan varken kendi emeğimizle kazandığımız şu yiyecekler için vaktinin girmesini bekliyor oluşumuz irrasyonel görünse bile kendimi çok farklı bir güzelliğe yakın hissetmemi sağlıyor". gerçekten öyle hissediyorum. hırsızları düşünüyorum ve önümde duran yiyeceklere uzanamayan ellerimi... çok mükemmel bir insanım anlamında değil kesinlikle. sadece bir güzellik duygusu kaplıyor içimi, engelleyemediğim ve hırsızlık düşücesi dolduruyor zihnimi, kaçamadığım...

ezan okunuyor. dua ediyoruz içeriden. sonra başlıyoruz yemeğe. afiyet olsun. amin.

gece bitiyor derken. annemin bahçe katında olan evine gidiyoruz. süt verecek bize sahur için. fakat evin kapısı açılmıyor. kapının diğer tarafında olan emniyet sürgüsü çekili. nasıl olabilir ki bu?, diyor annem şaşkın şaşkın; evde kimse yok ki... birden, hafif aralık kapıdan yüzümüze çarpan rüzgarı hissediyorum. "anne" diyorum "kapıyı kapat ve kapıdan uzaklaş". sararıp solmuş haldeki annemi bırakıp evimizin bahçe tarafındaki girişine yöneliyorum. yerden hafif yüksekçe olan balkona tırmanıyorum. balkon kapısı açık. tül perde uçuşuyor gecenin karanlığında. içeri giriyorum. salondaki dolapların kapıları açık. ama ortalık fazla dağınık değil, "belki annem çıkmadan birşey aradı ve toplamaya vakit bulamadan evden çıktı" diye bir düşüce geçiyor zihnimden. başımı hafifçe sola çeviriyorum. yatak odasının kapısı ve ışığı açık. görüyorum ki odadaki tüm dolaplar içlerinde ne varsa ortaya dökmüşler. sanki bunca yıldır taşıdıkları yetermiş gibi... isyan etmiş gibi. daha fazla kandıramayacağım kendimi. yutkunuyorum. ağır adımlarla ilerliyorum evin kapısına. annemi içeri buyur edeceğim. evine... ama hangi evine?

geceyi geç gelen polislerle noktalıyoruz. ben bir kertenkele görüyorum duvarda. onu avuçlayıp bahçeye çıkartıyorum. incitmemeye gayret göstererek. polislerden biri: "amma da cesursunuz" diyor. "hırsızlardan korkarım ama" diyorum. korkuyorum gerçekten. hırsızlığın her türlüsünden...

annemin kanı çekilmiş dudaklarından ise sadece şu cümle dökülüyor: "herşey insanlar için... herşey insanlar için..." ve bu, bir hafta böyle devam ediyor.

***

şimdilik kalsın böyle. ama daha yazacaklarım var hırsızlık üzerine...

Hiç yorum yok: