28 Ekim 2009 Çarşamba

iyi filmin içindekiler...

senaryo derslerini çok keyifli buluyorum. ikisi de ayrı tonda, ayrı tarzda... ama ikisinin de bana, farklı açılardan, çok şey kattığını düşünüyorum. sadece bilgi anlamında da değil deneyim, yeni tanışıklıklar, heyecan verici gözlemler bakımından da önemli bu dersler.

beş hafta evvel başlayan diğerine göre daha yapılandırılmış olan senaryo derslerini burada kısa kısa paylaşayım bakalım; belki bir müşterisi vardır, nasiplenir...

iyi bir film nasıl olur sorusuna verebilecek kişisel birçok cevabımız olabilir. mesela, bana göre iyi bir film güçlü bir duygu taşımalı ve o duyguyu izleyiciye geçirecek tüm imkanları kullanmalıdır. bu güçlü duygu, aşk da olabilir korku da intikam da... bana göre, sözler, hareketler, herşey unutulabilir; ama salondan çıkan izleyicinin içinde o duygu kalır. eğer ki başarılı bir aktarım gerçekleştirildiyse.

size göre bambaşka bir cevabı olabilir "iyi film nasıl olur?" sorusunun. zira bireysel deneyimlerimizden, gene bireysel çıkarımlar yaparak cevaplarız "izleyiciler" olarak bu soruları. ama bakınız film teorisyenleri ne diyorlarmış "iyi film" hususunda.

çok basit ve temel iki unsur ile açıklanıyor "iyi film". birincisi; "sense of the familiar". benim kırık dökük tercümemle cümlenin tamamı şöyle: iyi bir film ilk olarak bir aşinalık duygusu taşır. bahsi geçen film bir bağımsız yapım olabilir ya da bir avrupa filmi ya da bir hollywood yapımı... ama izleyicinin bir bağ kurabileceği tanıdıklık içerir hikaye.

bu noktda hocamız (greiff) şunu söyledi: "filmlerin temel kurgusuna baktığınızda hep aynı hikaye olduğunu görürsünüz. değişen karakterdir. bu aşinalık filmin kolay izlenebilmesini, rahatlıkla bağ kurulabilmesini sağlar". bu noktada karakterin önemi ortaya çıkıyor tabi ama dağılmaya çok meyilli zihnimi gemliyorum ve konuya kaldığı yerden devam ediyorum. karakter başka bir bahsin konusu olarak kalsın... (ayrıca greiff bunları söylediğinde bende çağırışanları da elimin tersiyle bir kenara itiyorum. bu sefer dağılmayacağım hayır. bu sefer derli toplu birşeyler yazacağım).

şimdi, şurası da aşikar ki kimse aynı hikayeyi üst üste izleyip durmaz. çok sevdiğimiz filmleri birkaç kez izlemekten bahsetmiyorum. başarısızlık timsali karakterlerle dolu bir ailenin küçük kızlarını güzellik yarışmasına götürmek için hep birlikte yola çıkmalarını anlatan sekiz ayrı filmi izlemek pek de keyifli olmasa gerek. ayrıca izlediğimiz film, gündelik sıradan hayatımızla birebir örtüşen, hiçbir sapma göstermeyen; yani aşinalıkta zirve yapmış bir hikaye ise de pek rağbet görmez. zaten bildiğim birşeyi izlemek zihnimi gıdıklamaz mesela benim (edebiyatı sinemadan ayıran en önemli özellik bu olsa gerek diye düşünüyorum. yani birinin yazılı, diğerinin görsel olması dışındaki ayırım...). bu noktada da o ikinci unsur karşımıza çıkıyor-imiş: "a twist with something unfamiliar". yanisi: iyi bir film, aşinalık duygusu içerdiği gibi, bir yerinde aşina olunmayan bir kırılma yaşatmalı. şunun gibi: kırmızı başlıklı kız, her pazar ormanın içinde yaşayan anneannesine yemek götürürmüş. fakat bir pazar, yemeklerin anneannesine götürmek yerine köyün pazarında satmaya karar vermiş.

işte "iyi film nasıl olur?" sorusuna cevaben ortaya atılan bu iki unsur kendisinden bazı kavramlar doğurmuş tabi sektörün içinde "logline" gibi. birkaç soruya birden cevap veren kısa bir cümleyle upuzun bir filmi özetlemeye logline deniliyor. bu cümle içinde filmin başlığını, türünü, kahramanı ve kahrmanın hayatının değiştiği anı barındırıyor. ingilizcesi şöyle: "TITLE is a GENRE about a HERO whose life is changed when...." tabi türkçe, gramtik olarak ingilizce'den farklı olduğu için acaba bunu nasıl çevirebilirim, diye düşündüğümde ortaya şu çıktı: "BAŞLIK, hayatı ..... olduğunda değişen bir KAHRAMAN hakkındaki TÜRdür".

bakalım olmuş mu? : "BAŞKALARININ HAYATI (Das Leben Der Anderen), gizli takip altında tuttuğu bir yazar ve sevgilisinin hayatlarıyla empati kurmaya başladığı andan itibaren hayatı değişen bir ALMAN GİZLİ AJANININ hakkındaki DRAMAdır". biraz olmuş gibi duruyor. ama önerisi olan varsa kesinlikle açığım.

şimdilik bu kadar olsun... devamı gelecek.

....

kırmızı başlıklı kız imajı annie rodrigue'ye aittir.

2 yorum:

Tümer Koloğlu dedi ki...

Gerçekten çok güzel bir yazı olmuş ancak aklıma birşey takıldı. Matrix olsun Avatar olsun veya herhagi bir Bilim Kurgu veya Fantastik film olsun bu filmlerin hayatımızla nasıl bir bağlantısı var?

kibrit kutusu dedi ki...

bu soruyu sormana sebep olan sey "asinalik duygusu" ise, hemen cevaplayalim. mesele plot degil, yani olaylar ve siralamasi degil. subtextteki hikaye. asagi yukari tum hikayeler hep kadim hikaylerin tekraridir. bu bilimkurgu da olabilir fantastik bir oyku de... ama karakterin icinde bulundugu durum "gercek hayat"ta mumkunsuz gibi gorunse de hissettigi duygular, verdigi reaksiyonlar, etkilenme bicimi tamamen bizim hayatimizla ilgilidir. mesela matrix'i ele alalim. kabuktan baktigimizda muthis bir hayal gucu urunu olarak karsimizda. fakat (diyelim ki) salt aksiyonlar bazinda "gundelik hayatimizda" yerini bulamayan bir senaryo. ama esas olarak oyle mi? ben matrixle bircok acidan bag kurabiliyorum, bircok kavram bana kendi hayatimdan tanidik geliyor. en basitinden hristiyan mitolojisinde, kabalada ve baska bir acidan yaklasirsan tasavvufta yerini cok rahat bulabilecegin bir hikaye matrix.
yani "sense of familiar" birebir ancak hayatta olabilecek seyle bag kurmak manasina gelmiyor. tipku bir cocugun devlerle, konusan flutlerle, kafdagi ve ejderhalarla dolu bir masali heyecanla dinleyip kahramanla ozdeslik kurabilmesi gibi. cunku gorunen aksiyon ne olursa olsun karakterin icine girdigi dongu cok asinadir.