27 Ekim 2009 Salı

uyku ve mutluluk üzerine bazı söylenceler

hala blogumdan uzak geçen bir ayın özetini yapmak var aklımda; ama demek daha zamanı gelmemiş ki bir türlü elim onu yazmaya gitmiyor. gecenin bir vakti şu an. sabah erkenden dersim var. fakat nedense uyku tutmadı. olur olmadık gelen uykum, tam gelmesi gereken zamanda benden kaçıyor. uyku da mutluluk gibi birşey olmalı; kovalayınca, kaçıyor.

salı akşamları katıldığım senaryo dersinde jason greiff (hocamız olur kendisi) sormuştu ki: insanlar bu hayatta ne ister? hiç düşünmeden mutluluk, dedim. belki siz de olsanız öyle derdiniz; bilmiyorum. sınıftakiler daldan dala uçmakla meşguldü o sırada. cevap tabii ki mutluluktu. ama bu cevap bir şekilde beni huzursuz ediyor. niçin koşuyoruz ki mutluluğun peşinden? yorucu değil mi bu? hatta zaman zaman bizi mutsuz eden şey inatla mutluluğun peşinden koşmak değil mi? yani sanki... bazen diyorum ki... mutsuz da olunabileceğini kabul etmeli mi insan? bunu bir mücadele haline getirmek herşeyi daha da karıştırmıyor mu?

zaten dramatik hareketin konusu da bu galiba. delicesine mutlu olmayı arzulayan karakter, bunu gerçekten o kadar çok ister ki bu isteğin kuvveti en az kendi kadar kuvvetli engeller doğurur. tabi ki mutluluğun birçok yüzü var. yani öyle salt haliyle dillendirilmiyor çoğunlukla. kimisi için para, kimisi için başarı, kimisi için aile... herkes için bir yada birçok yüzü ile arz-ı endam ediyor mutluluk.

bana öyle geliyor ki daha sakin bir dünya için kimsenin mutluluk peşinde koşmaması lazım. yatağın içinde bir o yana bir bu yana dönüp bir türlü uyuyamayanlar için de şu tavsiyede bulunulur ya: derhal yatağı terkedin ve uyumak için kendinizi zorlamayın. yataktan çıkıp uykumuz gelince yatağa dönmemiz salık verilir yanisi. çünkü uyumak için çabalamak daha çok uykusuzluk getirir. bence mutlu olmak için uğraşıp durmak da daha çok mutsuzluk getiriyor. belki sadece şunu demek lazım: "evet, mutsuzum. belki birgün mutlu olurum. neden olmasın?".

söylediklerim pek anlamlı gelmiyor olabilir. etrafta o kadar çok mutluluk ve sevgi kelebeği var ki ben biraz gargamel gibi gelebilirim kulağa. ama gerçekten inanıyorum bu söylediğime, ne yapayım? çünkü hani mutluluğu bu denli kafaya takmış olmak bana bir yerde onu fetiş haline getirmek gibi geliyor. tıpkı beden sağlığını fetişleştirmek gibi. ne sağlıklı yaşama, ne de mutluluğa karşıyım... hatta olsa da yesek! fakat evrenin merkezine sağlığı koyup ya da kendi mutluluğunu, etrafında bir dünya örmek doğrusu bana pek amacına ulaştıracak bir durum gibi gelmiyor. saplantılı bir hali resmediyor gibi hatta... bedenime, zihnime, iç dünyamın dengesine gereken kıymeti vermek önemli. bunu da yadsımıyorum. nihayetinde hepsi de bana verilen şeyler. iki elim, iki kulağım olsun diye çaba gösterdiğimi hatırlamıyorum. tabi ki iyi bakayım onlara, tabi ki ruhumu örselemeyeyim; fakat ne bileyim... sigara içen birini gördüğüm zaman da cin çarpmışa dönmeyeyim mesela. ya da patates kızartmasını seviyorsam mesela "ah benim kutsal bedenim çürümesin sakın" diye ağzıma bir tane bile çıtır çıtır sarışın patates kızartması almazlık yapmayayım. tıpkı bunun gibi de kederlendiğimde, efkar dolduğunda gözlerime... bir an evvel, derhal, ivedilikle bu duygulardan kurtulmam gerekiyormuş gibi davranmayayım mesela. ve etrafımdakiler de o şekilde davranmasınlar mesela bana.

uyku sersemliği ile dökülüveren cümlelerimi şöyle toparlayasım geldi. belki daha evvel yazmış da olabilirim, ama kendisine iki kere referans vermekten ne utanır ne de sıkılırım. psikoloji eğitimi alırken psikopataloji dersimize gelen psikiyatr doktor levent küey şöyle demişti: "depresyondaki insanlar, depresyondan bir an önce çıkmak için ellerinden geleni yapar, ilaçlar alırlar vesair... oysa depresyondayken insanın bir durması gerekir; burası neresi?, ben buraya neden geldim? diye sorması gerekir". durmak, eylemsizlik gibi görünse de galiba en zor eylemlerden hızla geçen çağımızda. koşmadan, ağır adımlarla yürüyebilmek... bazen, en azından...

bakın benim de uykum geldi şimdi...

3 yorum:

sumeyye ozturk dedi ki...

mutlu olmak varken
bu dunyada
geceler geldi
dayandi kapimiza
olduk acimizla sarmas dolas
bekledik dusumuzle
koyun koyuna

paranormal dedi ki...

psikoloji okumayı düşünen biri olarak bir psikoloğun analizlerini okumak zevkli.bu ve benzeri anılarınızı ve kritiklerinizi yazmanız dileğiyle.

kibrit kutusu dedi ki...

teveccühünüz, teşekkür ederim paranormal...