21 Kasım 2009 Cumartesi

böyle buyurdu seri hoş...

soğuk kış sabahlarım vardı benim. minik çıplak ayaklarımla buzda yürür gibi yürürdüm evin taştan zemininde. içinde soba yanan, sobanın üstünde kestane pişen bir evim vardı. vücut bulurdu soğuk, aileden biri gibi dolaşırdı yanımda. soframıza otururdu. soğukta sanki, ev daha bir sessiz mi olurdu?

soba, bir odayı ısıtırdı ya... mutfağa gitmek ayrı bir serüvendi, yatağa girmek ayrı... belki üşürdüm o zaman çok! iliklerime kadar... sarmaş dolaş olurdum soğukla. annemden çok öperdi beni; kucaklardı, okşardı. belki o yüzden severdim soğuğu. üşüdüm diye ağlamazdım hiç.

beni çocukluk evimin soğuk, ama aydınlık odalarına taşıyan ince belli çay bardağıdır şu an. iki satır yazmasam çatlayacak oluşumdur. soğuğun en çok, çay bardaklarında incecik çatlaklar halinde hayat buluşudur. geniş, taş zeminli mutfağımızda bu hadiseye, bu kırılışa binlerce kez şahit oluşumdur. acayip değil midir, ayazda kalmış anılarımın içimi ısıtması?

beni soğuk uyandırırdı; o yüzden mi uyanmak gerçektendi kış sabahları? sobayı annem uyandırırdı; eminim o yüzden annemin kalbinin hep sıcak atışı. annem... iki gözüm. içimin sıcağı... soğukla arkadaş olacak kadar güçlü kıldı demek beni varlığı.

2 yorum:

ateşi dilden özge dedi ki...

Elifcim çok güzel bir yazı olmuş kısa bir anı derlemesi tadında okudum. soğuğu sıcağı kelimelerle giydirmişsin ve çok samimi bir yazı çımış ortaya

iyisindir umarım. Özledim seni. iyi bak kendine

kibrit kutusu dedi ki...

:)
aralık sonu geliyorum inşallah.
bir fırsatını bulsak da görüşsek...