26 Kasım 2009 Perşembe

niyet mektubu






my single

greatest fear

is

my

little toy gun








ellerinize sağlık mr. anderson, gün çok güneşli olmuş. çocuklar pek neşeli... müsadenizle ben dışarıya çıkıp biraz saçmalayacağım. zira niyet mektubu yazmam lazım. kafam bir dünya. gerçekten.

bakınız inanmazsanız, sizinle birlikte zihnimin ücra köşelerinde bir tura çıkalım. soru şu: "niçin bu okulda okumak istiyorsunuz efenim? niyetinizi aşikar ediniz..."

bu soruyu sorar sormaz, hatıralarımın tozlu raflarında kendini gösteren o kocaman çerçeveli resmi siz de fark ettiniz değil mi? işte o benim dedem, kucağındaki de bendeniz. 6 ya da 7 yaşındayım. dedemin sakallarını incecik bir tarakla tarıyorum. dedem de bana peygamber hikayaleri anlatıyor; sesini değiştirerek masallar anlatıyor. keloğlan filan bile oluyor kocaman adam yaşına bakmadan. çok mutluyum! siz de takdir edersiniz.

korkmayınız mr. anderson! sadece zaman dilimi atladık. erken çocukluğumun neşeli günlerinden birkaç yıl öncesine sıçradık. şu gördüğünüz gene benim. artık eşek kadar olmuşum afedersiniz! kucağımda oturan da 2-3 yaşlarındaki kuzenim. güzel değil mi? evet... dedemle rol değiştirdik. artık burada masalları ben anlatıyorum bebek! jack ve fasülye ağacı... "insan kokusu alıyorum, insan kokusu alıyorum..." kalın bir sesle söylenecek. karşımda büyüyen kocaman kara gözlerdeki heyecanı görmek beni nasıl bahtiyar ediyor azizim anlatamam! anlattığım masalı daha iyi anlayabilmek için gözlerini benden çekmek istemiyor bu insan yavrusu. zehirli bir an bu. vallahi kanıma giriyor... daha çok anlatmak istiyorum. masal anlatmak istiyorum. bütün gözler perdede kilitlensin istiyorum.

evet efendim, bu ayrı bir dil. insanoğulun beni en çok şaşırtan ve heyecanlandıran icadı dil'dir. böyle mi başlasam sözlerime mr. anderson? bu dili öğrenmek istiyorum ben, desem. çünkü masal anlatmak istiyorum desem. çünkü ben dünyayı en çok masalların açıkladığına inanıyorum desem. sonra ne bileyim? gecenin bir vakti aylak aylak yanıp sönen yanıp sönen yanıp sönen kırmızı ışıklar içimde infiale sebep oluyor. birşeyler anlatasım geliyor ama nasıl anlatacağımu bulamıyorum. onun için desem... sebeb-i ziyaretimiz desem.

ah evet bir de rahmetli büyükbabam vardı. aynı dili bilmezdik biz onla. o zazaca konuşurdu ben türkçe. gül gibi anlaşır giderdik ama. onun gözlerinden bakıp ondan birşeyler anlatmak istiyorum size. kendi bahçesinde yetiştirdiği tütünü (sonradan öğrendik yasakmış, yasak) itinayla kağıda sarıp içisini resmetmek istiyorum. neden kanserden ölmedi? neden 107 yaşına kadar yaşadı? bununla ilgili masallar anlatmak istiyorum.

bir yerde bir makale okumuştum. 20. yüzyıl çocukları narsisizmden muzdaripmiş. hemen birgün sonra savaş çocuklarının travmatik etkilerle nasıl da cedelleştiklerini anlatan başka bir makale okumuştum. işte bu iki makaleyi bir kazana atıp, içine biraz kurbağa bacağı, sonra kutularca 35 milimetre filan atıp kaynattıktan sonra size sormak istiyorum ki: gerçekten bahsi geçen bu iki kuşak aynı zamanın çocukları mıdır? bu soruyu perdeden sormak istiyorum mr. anderson. amerika'nın çocuklarıyla ırak'ın, gazze'nin, kongo'nun, bosna'nın, çeçenistan'ın çocuklarını bir araya getirmek istiyorum. herkes birbirinin gözünün içine baksın... istiyorum.

böyle şeyler yapmak istiyorum. ama, "tango in harlem" dinliyorum.

"what is matrix?"

mr. anderson

cevabınızı

heyecanla

bekliyorum...

1 yorum:

aslı dedi ki...

mr. anderson'dan gelen cevap:
my name is neo.