28 Ocak 2010 Perşembe

hırsız

kedilerin dilinden anlamak isterdim. aralık sokak kapısından, polislerin tüm geri püskürtme çabalarına rağmen içeri girip yatak odasının penceresinin önünde duran şu grili beyazlı sokak kedisinin dilinden anlayabilmek isterdim. kızım dolapların kustuğu kazakların, havluların, çarşafların arasından kendine bir yol bulup odanın penceresini açıyor. kedi, geldiği gibi hızla aralık pencereden dışarıya kaçıyor. belki evime giren hırsız, bahçede bir yerde bekliyordur hala da, onu anlatmaya çalışıyordur bu kahraman kedi! bilmiyorum... hırsızla pek ilgim yok. hatta kızım ısrar etmese polis bile çağırmazdım. tuhaf, onlar da sanki çağrılmayı bekliyormuş gibi on dakika içinde geliverdi. pek de umursamadığınızda her iş kolaylaşıveriyor demek ki...

bir zamanlar severdim ben. gözümü kör edip aşık da olurdum. olmuştum. bir zamanlar, üzülecek bir şey olduğunu bildiğimden değil, gerçekten üzüldüğümden silerdim yüzümdeki şenlikli ifadeyi. şimdi, ıslak bir havlu gibi çöktüğüm şu koltukta, yokluyorum içimi: korktum mu? hayır; üzüldüm mü? hayır; kızdım mı? hayır...

gözüm duvardaki kertenkeleye ilişiyor. herhalde onu duvara hırsız iliştirmiş olamaz. fakat evim de ne kalabalık oldu birden! içimde yaprak kıpırdamıyor. kalksam da tutsam şu kertenkeleyi. benim kadar soğuk mudur gerçekten kanı? ilk önce kuyruklarını bırakıyor bu hayvancıklar da... bedeni iki elimin içinde kıpırdanıp dururken gözlerimi parkenin üzerinde bir o yana, bir bu yana kıvrılan kuyruktan alamıyorum. kuyruk acısı çekiyor mudur? belki içinden "beni en kolay bu çıkıntımdan yakalarlar; ben de onu böylece bırakıp kaçar, kendimi kurtarırım. oh olsun işte!" diyerek bastırıyordur kuyruk acısını. başımı öne eğip avuçlarımın içine fısıldıyorum: kaçamadın ki kuyruğun yerde, sen bende...

hiçbir parçamı, hiçbir yerde bırakmadım ben. kırık dökük, kangrenli, delik deşik, alerjik, pul pul... ama bende... sorun şu ki herşey bende, ama ben hiçbir şey hissetmiyorum. salon balkonunun kapısı hala açık. hırsızın bıraktığı gibi duruyor. uçuşan tül perdelerin arasından sıyrılıp balkona çıkıyorum. neden buradayım? ha, evet, kertenkele... iki elimi balkon demirlerinin ötesine tutup açıveriyorum. pıt diye düşüyor toprağa. daha önce sesini hiç duymadığım bir kadının bağırışı kaplıyor tüm ruhumu: "ben birini azat ettim, sen de beni azat etsen ya Allah'ım!"... birden dilimde bir tat uyanıyor. nasıl desem; dilim birden, bir tada müptela olduğunu hatırlıyor gibi... dilimin ucu damağıma bir dokunup bir geri çekiliyor. sanki ruhum benden ayrı, sanki ellerim benden ayrı, sanki dilim benden ayrı hareket ediyor. hiç içeriye giresim yok. etraf darmadağınık.... diğer odalara yetişememiş de salonla yatak odasının tersi yüzüne çıkmış. hiç haz etmem başkasının dağıttığını toplamaktan. en iyisi ben bu evi satayım. yok yok, kiraya vereyim. iyi para eder. muhit güzel. ev geniş. bahçesi var. güneş alıyor. sonra kızımla birlikte küçük bir eve taşınırız. gerçekten küçük olan bir eve... bedenlerimizi sıkıp ruhlarımızı çıkartabileceğimiz bir eve. çünkü yeryüzünde yeterince kaldığımızı düşünüyorum. gerçi kızım bana katılmayabilir. o henüz hislerini kaybetmediğinden hayat onun gönlünü çeliyordur. fakat ben onun annesiyim, elbette onun iyiliğini isterim. nasıl olsa günün birinde o da benim geldiğim noktada bulacak kendini. biliyorum. çünkü kızlar annelerinin kaderlerini yaşar. bunun çünküsü de annelerin en çok, kızları tarafından beğenilmiyor oluşudur. polis çağırmak istemeyişimi bile küçümsedi hanımefendi. halbuki yaygaraya ne lüzum var?! zaten başım ağrıyor. hırsızın alıp alacağı ne olacak ki? bir takı seti, iki bilezik ve bir miktar para. para birikir. bir ay evden çıkmasam, zaten çıkasım olmaz hiç, çalınanın yarısı birikir. benim gözlerim daha büyük kayıplar gördü. işte şu benim iki gözüm, nelere şahitlik etti de; dilimin, şahit olduğumu söylediğini, bir türlü göremedi. sandım ki böyle aşkla dolup taşan bu kalp... işte bu kalp... onundur. onunla birlikte beğendiğimiz bu ev, mabedimdir. nerede görülmüş, tanrıların sunaklara yüz çevirip mabetlerini terk ettikleri? ama ne terk ediş! saçımın rengini, içimin ateşini çalan... terk ediş...

"anne, anne...." kızımın gözlerinde yangın çıkmış. dokunsam... parmak uçlarından başlasam ısınmaya. çözülsem ve sonra erisem ve sonra bitsem.... "anne, duymuyor musun beni?! hırsızı, diyorum... hırsızı ele geçirmişler!" galiba yıllar sonra ilk kez birşey hissediyorum. hayret! bunca zaman sonra, kocamı mı bulmuşlar?

1 yorum:

aslı dedi ki...

"anne, duymuyor musun beni?! hırsızı, diyorum... hırsızı ele geçirmişler!" galiba yıllar sonra ilk kez birşey hissediyorum. hayret! bunca zaman sonra, kocamı mı bulmuşlar?

bu sahne sevimli ve aşina geldi. böyle bir boş bulunuş sahnesi.