3 Mart 2010 Çarşamba

bak, bu yaptığım bir değil, iki değil, üç!

Bir günde üç film izledim. Tek biletle. Amerikan rüyası diye buna diyorlar herhalde. Gerçi filmlerden sadece sonuncusu için değdi diyebilirim. Sırasıyla şöyle: The Wolfman, The Good Guy, The Ghost Writer.

The Wolfman en vasat izleyicinin bile aklına haklı olarak takılacak birçok soruyu yanıtsız bırakmak suretiyle bittiğinde, madem öyle bir film daha izleyelim dedik. O sırada ucundan bucağından yakalayıp izleyebileceğimiz tek makul film "The Good Guy" idi. Hakkında hiçbir fikir sahibi olmadan girip hiçbir şey hissetmeyerek bu filmden de çıktık. Amerika'da ne çok gereksiz film çekiliyor ya hu? diye düşündüm ikinci kez. İsraf bence. İlk kez "The Box" isimli film demeye bin şahit isteyen - ama umarım vizyonda o bin şahiti bulamayacak olan- kamera şakasını izledikten sonra bunu düşünmüştüm. Burada, her hafta vizyona o kadar çok Amerikan yapımı film giriyor ki içlerinden bir tanesinin şahane olması atış yapmayı yeni öğrenen birinin on atışından birinin hedefi vurması gibi birşey.

Gelelim son filme, The Ghost Writer. Polanski'ye Berlin Film Festivali'nde gümüş ayı ödülünü getiren film. (Bu arada - yani şu iki parantez arasında- aynı film festivalinde Semih Kaplanoğlu Bal filmiyle altın ayı ödülünü aldı ama ki ben hala izleyemedim.) Bu film hakkında ayrıntılı bir yazı yazmayı istiyorum. İnşallah... Bakalım... Kısmet... Kısaca şunu söyleyeyim: Polanski'nin yönetmenliğini gri rengiyle tanımlıyorum. Gizemli olayları anlatırken kullandığı havai, uçucu, eskiz çizer gibi diye tanımlayabileceğim üslubunu seviyorum. Fakat aşağı yukarı her filminin perdesini aralayıp da içine derince baktığımda gördüğüm çıkışsızlık, "ne yaparsan boş"culuk, "çabalarımız beyhude"cilik... beni birazdan fazla hüzünlendiriyor diyebilirim. Halbuki hepsi film, öyle değil mi?

Geçen cumartesi de bağımsız bir filmin ilk gösterimine davetliydim. Benim için biraz tatsız bir deneyim oldu. Onu da bilahere anlatırım diye umud ederek müsadenizi istiyorum. Galiba aklımda yazacak birkaç şey daha vardı ama birden The Ghost Writer üzerine o kadar yoğunlaştım ki hepsi de uçtu gitti... Zaten hayatta hiçbir şey kalıcı değil, alışmak gerek.

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Merak ettim, tek biletle 3 film izlemek caiz mi? :)

kibrit kutusu dedi ki...

bilmem.. cevaz verme mevkii ben değilim. ama şahsım adına bir sakıncasını görmedim / görmüyorum. kesin hükümlerle ortaklaşa bir karara varıldaysa söylesinler, boynum kıldan incedir efenim :)