16 Mart 2010 Salı

bugün...

Janis Joplin'le yeniden tanıştım. Kendisini yok eden birşeye muhtaç olduğunu hissetmek ne kadar iç acıtıcıdır, diye düşündüm. Bir de kayıp bir yapboz parçası gibi bütününü arayan insanları bu derece iyi anlayabiliyor olmak, bendenizi geleceğim hakkında endişeye sevk etti. Sonra da emanetiz, dedim... Hepimiz, öyleyiz...

***

Telif hakları üzerine enteresan bir makale okudum. Yazdıklarımız üzerinde sahiplik iddia edemeyeceğimiz bir zaman dilimine girecekmişiz. Birisi şöyle demişti; "Biz musluk gibiyiz, su bize ait değil. Onu sadece akıtıyoruz. Üzerimize düşen görev içimizi temiz tutmak". Buradan hareketle eserlerimiz üzerinde mülkiyet iddia etmesek de olur, sonucuna varabiliriz; ama kanaatimce bir başkasının eserini kopyalayıp "Eh, ne de olsa gökkubbenin altında söylenmemiş söz kalmadı. Sen söylemesen ben söyleyecektim..." demek de biraz edepsizlik oluyor. Hele ki okuduğum haberin sonundaki yorum, beklemediğim bir tokat kadar sersemleticiydi. Merak edenler şuradan okuyabilirler:

www.nytimes.com/2010/02/28/weekinreview/28kennedy.html?scp=3&sq=Randy%20Kennedy&st=cse

***

Yasemin Mori dinledim. İtiraf ediyorum, ilk kez dinledim. Çok melankolik geldi. Birkaç kez daha dinlemeye karar verdim.

***

En çok Rachel Corrie'yi düşündüm. Dün, bir önceki gün, bugün... Aklımın almadığı, kalbimin taştığı bir duyarlılık. Bazen ölmek, yaşamanıza engel olmuyor. Bazense sorunsuzca nefes almak, yaşıyor olduğunuz anlamına gelmiyor.

16 Mart Dünya Vicdan Günü... Bir ayna bulmak lazım şimdi; bir de yansıttığına bakabilecek güç...

Hiç yorum yok: