11 Mart 2010 Perşembe

ciddiye alınmaması gereken bir yazma denemesi

bence insan canı istemeyince yazmasın. yazamıyor çünkü, bizzat tecrübe ediyorum. bakın gene küçük harflere dönüş yaptım, neden? özüm bu benim! dünyada çok fazla yer işgal etmek istemiyorum. harflerim de küçük olsun istiyorum. neden dünyada fazla yer işgal etmek istemiyorum? çünkü aslında dünyada çok fazla yer işgal etmeye meyilli kocamaaaan ve şişkin bir egom olduğunu seziyorum. ondan kurtulmak istiyorum. atsan atılmıyor, satsan satılmıyor.

günümün çoğu çalışma masamın yerini değiştirip düzenlemekle geçti. bir fotoğrafını koymak istemekle birlikte korkunç bir üşengeçliğin pençesine düşmüş haldeyim. çok umutluydum bu sabah! birçok proje vardı aklımda; blogla ilgili, senaryolarımla ilgili, başka şeyler... çalışma masamı düzenlemiş olmak da beni bayağı bir motive etmişti. ama sanırım herşeyin fazlası zarar. çünkü beş saat önce evden derse gitmek için çıkan kibrit kutusu ile yarım saat önce eve gelmiş olan kibrit kutusu arasında bir hayli fark var. kararda kalmak lazım. tadında bırakmak lazım.

çalışma masası deyince aklıma şu geldi:

yıllar, yıllar, yıllar önce üniversiteye hazırlandığım sıralarda dershaneden bir arkadaşım vardı (e.). ikimiz de pek normal gençler değildik. ben her zamanki gibi içine kapanıktım ama bir şekilde onunla iletişim kurabiliyorduk. evine bile gitmiştim. bana şöyle birşey söylemişti:

eskiden çalışma masası olanlara bakıp "vay be, çalışma masaları var; başka ne dertleri olabilir ki?" diye düşünürdüm. şimdi bir çalışma masam var ve daha önce hiç olmayan bir sürü de derdim var. ben de ona demiştim ki: "çalışma masan mı var, derdin var". gülmüştük. onunla birlikteyken hep gülerdik. ama içinde hınzırca bir acı saklardı gülüşlerimiz, çok iyi hatırlıyorum. çünkü sanırım ikimiz de yalnız ve biraz da hırpalanmış ergenlerdik. tıpkı diğer tüm ergenler gibi...

...

bugün burada biter ve ben çekip giderim...

Hiç yorum yok: