17 Mart 2010 Çarşamba

hatalarımız üzerine sulu sepken bir bilişsel güzelleme

Hatayı fark edebilmek ayrı meziyet, fark ettikten sonra hatayı tamir etmeye çalışmak ayrı meziyet... Zira hata, fark edildikçe savunulan bir meret! Bunda bilişsel psikolojide üzerine çokça araştırma yapılmış "cognitive dissonance" (vallahi Türkçesi nedir, bilemedim; "bilişsel çatışma" gibi birşey) kavramının bir etkisi var mıdır? Belki vardır... Bu kavramın yanisi de şu: zihindeki iki bilişin (kanı diyeyim) çatışması sonucu ortaya çıkan rahatsızlık. Akabinde bu rahatsızlığı en aza indirebilmek için bir kanı diğerine itina ile uydurulur.




yukarıdaki resim şu adresten alınmıştır: http://www.resimle.net/

Bu çok "sağlıklı" bir süreç de olabilir. Şöyle ki: İki elbise arasında kararsız kalmışsınızdır. Sonunda birini alırsınız. Aklınız hala diğerinde kalmasın diye almadığınız elbise hakkında iftiralar atmaya başlarsınız. Zaten de sarısı çok açıktı, benim tenime en çok mavi gider gibi... Bu şekilde aklınız sürekli seçmediklerinizde kalmadan yaşamınıza mutlu mutlu devam edebilirsiniz. Malesef ben aranızda olamayacağım. Zira bendeniz çoğunlukla seçmediklerimi özlüyorum.

Her neyse... Bu süreç tabi daha korkutucu bir biçimde de işleyebilir. Misal, "ben iyi bir polisim" diye bir bilişiniz var. (ya, bu biliş kelimesini kim buldu?) Fekat az önce öğrendiniz ki 13 yıl önce suçlu diye hapse attırdığınız adam meğerse masummuş. "İyi bir polisim ama masum bir insanın 13 yılını çaldım". İşte bu yeni ortaya çıkan kanı (sen de bir karar ver; biliş mi, kanı mı?) "masum bir insanın 13 yılını çaldım" ilk önerme ile çatıştığından müthiş bir rahatsızlık oluşuyor benliğinizde. Buna isterseniz vicdan azabı da diyebilirsiniz. Vicdan bilişi demeyin de... Neyse, sulandırmayalım.

N'oluyor peki bu çatışma neticesinde? Çoğunlukla birinci önerme değişeceği yerde ikinci önerme değişiyor ve şöyle birşey oluyor: "Ben iyi bir polisim, bu yüzden de masum bir insanın 13 senesini çalmış olmam mümkün değil. Onun suçlu olduğundan eminim, sonradan ortaya çıkan bu deliller çarpıtılmış!" Tabii, vicdan azabının ellerinde can çekişen mutsuz bir azınlık da yok değil; ama kendilerine Allah'tan ferahlık dileyip esas odağımız olan çoğunluktan bahsetmeye devam ediyoruz.

Aynı mekanizma basit, gündelik hatalarımız göze çarptığında da işliyor olabilir. Kendimize dair "iyi" inançlarımız sarsılmasın diye gelsin bahaneler, gitsin diğerini suçlamalar... Halbuki en başta şunu desek mesela: "Beşerim, şaşarım!" ya da "Hatasız kul olmaz, hatamla sev beni"...

Ne acayip iş ya hu? Mükemmel olanı sevmek zordur, deyip Tanrı imajını sarsmaya çalışırız; ama kendimizi sevebilmemiz için de mükemmel olduğumuza inanmamız gerekir.

Kendime son sözüm: Hata yapma özgürlüğümü geri istiyorum sevgili kendim... Seninle uğraşıp durmaktan çok yoruldum. Hatamla sev beni! Yoksa seni çarpıtılmış bilişlere boğarım.

***

Cognitive Dissonance üzerine okuduğum en kapsamlı kitaplardan biri: "Mistakes were made (but not by me)" Tavris & Aronson. Türkçe çevirisi olduğundan şüpheliyim...

2 yorum:

mahfî dedi ki...

la ilahe ille ente sübhaneke küntü minezzalimin(bir balık ve bir peygamber, bkz.yunus a.s kıssası)
"kendimizi sevebilmemiz için de mükemmel olduğumuza inanmamız gerekir" ve dahi başkalarınada kendi mükemmeliyetimizi ispat edebilme derdine düşeriz çoğunlukla.ne mükemelliyetçiyiz ya hu!velhasılı kelam duayenimiz orhan gencebay kestirme yoldan mevzumuza açıklık getirdi ona kulak verelim:"hatamla sev beni"
-
bu arada Samuel Beckett'in "denedin, yenildin... gene dene, gene yenil; daha güzel (ya da iyi) yenil" sözünü tutmuyor gibisiniz bu aralar.
neyse hadi kolay gelsin benden bu kadar.

pessoa dedi ki...

bak ne bulduumm:
http://www.idefix.com/kitap/benim-hatam-degil-carol-tavris/tanim.asp?sid=JUBA774H7H2H1RZGPOG4

:)
Alıp okumaya karar verdim.

öpücük :)