10 Mayıs 2010 Pazartesi

çiğ tavuk

bir keresinde bir arkadaşımı tam olarak iki saat beklemiştim.

lise ikideydim sanırım. üç de olabilir. arkadaşım, dershane çıkışıma gelecek, sonra birlikte bize gidecektik. annem, efsanevi kestaneli tavuklu pilavından yapmıştı. (insan söylemesi ayıp, der). söylemesi ayıp.

akşam vaktiydi ve dahi yağmur yağıyordu. bekledim. bekledim. bekledim. gelmedi. hava epey karardı. annemin telaşlanacağını düşünerek dershane binasının yanındaki kuruyemişçinin telefonundan evi aradım. galiba bir de arkadaşım bana bir not bırakmış olabilir, diye umuyordum. neyse... arayan soran olmamıştı. annem de durumu öğrenince telaşlanmaktan daha ziyade kızdı. derhal eve gelmemi söyledi. itiraz ettim. sözleştik, bekleyeceğim; dedim.

ikinci saatin sonunda kuruyemişçi amca dışarı çıkıp "sizi arıyorlar", dedi. (aklıma "ölü ozanlar derneği"ndeki sahne geldi. şimdi ismini hatırlamadığım zıpır karakter, okul müdürüne bir mevzuda kafa tutmak için herkesin içinde: "efendim, sizi arıyorlar. tanrıymış..." diyordu). fakat beni arayan pek tabii ki annemdi. demek ki kuruyemişçinin numarasını vermişim, ya da annem o zamanlar bir süper kahramandı; bilemiyorum. (oyumu süper kahramandan yana kullanıyorum). kuruyemişçinin müstehzi bakışları altında annemin azarını afiyetle yiyip iki saatlik nafile bekleyişimi nihayete erdirerek evimin yolunu tutmuştum.

o akşam, yemeğin hiç tadı olmadığını söyleyebilirim. herhalde önden abur cubur niyetine azar yediğimden. yağmur altında beklediğim için üstüne bir de hasta olsaydım, annemin örümcek ağlarından sittin sene kurtulamazdım.

arkadaşıma gelince. gecenin geç saatlerinde, başına birşey gelmiş olduğundan emin ve bundan ötrü endişeli bir halde kendisini aradım. maşallah, kendisi gayet sağlıklıydı. ve hatta neşeliydi. yağmur yağdığı için gelemediğini, o kadar saat bekleyeceğimi hiç düşünmediğini; söyledi. hatta yaptığım şeyin ne kadar abesle iştigal olduğunu yansıtan şaşkınlık dolu ses tonu ile kurduğu cümle hala kulaklarımda: "ay o kadar bekleyeceğin hiç aklıma gelmedi". demek ki sadece akla gelenler değil, gelmeyenler de başa gelebiliyor. ama kimin başına? soru bu işte.

gıkımı çıkardımsa ekmek çarpsın. annem kestaneli tavuklu pilav yapmıştı, dedim sadece; sen seversin diye.

eskiden gayet sakinmişim.

...

cep telefonu için kanser yapıyor filan diyorlar, ama bardağın bir de dolu tarafına bakmak lazım. anlamak ister isen yukarıdaki temsil-i hikayeciğe bak, ibret al; derim ben.

5 yorum:

aslı dedi ki...

bu yazı kestaneli pilav üzerine bir yazı olmalı, ben sabah sabah aç karnıma bunu anladım. annenin kestaneli pilavı gerçekten efsanevi :)

kibrit kutusu dedi ki...

gel ben sana burada da yaparim. iki kere denedim, ikisinde de oldu. bi nevi istikrar oykusudur bu da... hakkaten gel.. yoksa benim delim cikacak bu evden.

seyyarat dedi ki...

Bazı insanlar cep telefonu ile de kanser ediyor insanı.

Dün arkadaşlarımla New York'a gitsem mi diye düşünüp vazgeçtim. Meğer kestaneli pilav varmış oralarda.

kibrit kutusu dedi ki...

ben boston'a gelemiyorum maden sen gel derim bence.. gerci ben de geleyim.

seyyarat dedi ki...

sen de gel tabi. ne güzel burası. new yorktan sonra için açılır bence. kestaneli pilav değilse de elimden gelenler var.