30 Ağustos 2010 Pazartesi

gel seninle iki lafın belini kıralım...

sevgili blogum...

yarın mfa başlıyor. çok afedersin eşek kadar oldum, fakat ilkokula başlayacak bir öğrenci kadar heyecanlı; dönem ödevini yapamamış bir ortaokullu kadar endişeliyim.

dünyada olup bitene kendini adayabilen bir insan olamadım. bunu bir eksiklik olarak görüyorum. demek bir derinlik sorunum var. diyorlar ki bu mfa dedikleri pek bir bencil, pek bir "bana, hep banacı" imiş. hayatımdaki diğer güzel ve önemli şeylere vakit ayıramamaktan korkuyorum. sabahları krep yapıp sevgilimle neşeli neşeli yiyememekten, bisikletimle avare avare dolaşamamaktan, türkçe öğrenmek isteyen amerikalı arkadaşlarıma yardımcı olamamaktan, usa.sabah'ın benden talep ettiği portreler köşesini yazamamaktan, plansız-programsız şuradan şuraya adım atamamaktan... gece beni dürterek uykumdan uyandıran bir hikayeyi oturup heyecanla yazmak yerine; zaten üç saatlik uykum var, onu da böldün ziyan ettin diye kızıp kendisini küstürmekten... uzayıp gidecek olan bu listeden korkuyorum sevgili blogum.

evet, çekilecek filmler, belgeseller; tanışılacak yepisyeni insanlar... doğru, heyecanlandırıyor beni. gel gör ki yaşlanmışım artık; bu heyecan, böyle biraz kırık sonra dökük... öpe koklaya edindiğim alışkanlıklarımı ihmal etme korkusunu bastıramıyor.

yeri gelmişken... yaşlanmış olduğumu bir de şuradan anlıyorum sevgili blogum... eskiden gecenin ne kadar koyusu olursa olsun sokaklar evlerden daha güvenli gelirdi bana. şimdi gecenin ilerleyen vakitlerinde yolculuk etmek zorunda kalınca yüreciğim hop oturup hop kalkıyor.

beni dinlediğin için teşekkür ederim.

5 yorum:

seyyarat dedi ki...

Yaparsın sen bunların hepsini. Hepsini de çok güzel yaparsın. Arada yazdıklarını okuyalım biz de olur mu?

kibrit kutusu dedi ki...

insallah seyyaratcigim... umarim... umuyorum... aslanim ben di mi?

Daisy de Crécy dedi ki...

sevgili kibrit kutusu,

yaslandigini hissetmen bence tatlı bir yanılgıdan, anlık bir kuruntudan öte bir his değil. zira daha önce kibrit kutusunun güncesine dair, hayat karelerine dair pek fikri olmayan ben bile bu yazıdan sızan enerjiyi hemen hissettim.

korkma,
korkuların bir gece vakti sen uyurken gidiverecek bence.
bilmem, belki sana imrendigim için bu denli umitvarim :)

D.C.

rey dedi ki...

yarin basliyor yani. hadi gozun aydin, tadini cikar sonuna kadar. "hep bana, hep bana" diyecegi sunun surasinda kac sene ki. tatli yorgunluklar da lazim. yeri gelir o kadar alisirsin ki, "sadece 3 saat"lik uyku "2bucuk saat+ pancakeli kahvalti" olmus.

kibrit kutusu dedi ki...

sevgili Daisy de Crecy
öncelikle, aksanlı e'yi bulamadım klavyemde. ismin kim bilir bu haliyle ne manaya geliyor? bu sebepten özür dilerim...
birden çok şeyler demek istedim sana ama toparlayamadım. güzel şeylerdi ama... en iyisi blogunu ziyaret edip benim de sana imrendiğimi söyleyeyim. zira ifade derinliğin kalbimi çaldı.
ben uyurken geçerse haber edeceğimdir, teşekkür ederim :)

reyciğim... sen bu hususta tecrübelisin tabi. sözüne güvenim sonsuz... gel gör ki şu tavanarası kılıklı zihnimde gün geçmiyor ki yeni bir süprizle karşılaşmayayım. maşallah sandık sandık endişelerim varmış da vaktini bekliyorlarmış. neyse, bir temizlik yapsam iyi olacak. bir el atarsın artı ;)