14 Eylül 2010 Salı

yok sana başlık!

cancağazım
hayat acıklı.
sen gene de gül geç. çünkü sen geçmesen o geçiyor...
hey gidi, diyorsun sonra; ne günlerdi, hey gidi!
bazen diyorum sevgili focault ile bir yürüyüşe çıkma şansım olsaydı. acaba beni ikna edebilir miydi? mesela sınır deneyimlerde gıkım çıkmadan salınmaya vicdanım elverir miydi? çünkü şimdi kimliğim beni eleveriyor canım...
şimdi herkesi beni nereden vurabileceğini çok iyi biliyor. anne isem, çocuğumu kesiyorlar; aşık isem, yarimin aklını çeliyorlar; evet dediysem, aptalsın sen diye afişe edip; hayır dediysem, faşist diyorlar. yat diyorlar, anne; kalk diyorlar...
yani bir yolunu buluyorlar... yani bir yerden geliyorlar, saldırıyorlar, böyle nasıl desem? kanırta kanırta... tornavidayla hem de düşün!
nerede kalmıştım?
evet... hayat acıklı.
bakma böyle abur cubura güldüğüme aslında acıya doyamıyorum.
gelsene buraya cancağazım... elimi tut. ne bileyim, birşey yap!
sonra sakin sakin oturalım...
yavaş yavaş ölelim...

***

fotoğraf: josef stuefer

2 yorum:

Haltestelle dedi ki...

yaziyi okuyunca, canim bol baharatli, acili patates chipsi cekti :)
ne alakaysa artik.

kibrit kutusu dedi ki...

Allah Allah.. neden acaba? merak ettim ben de simdi...