27 Aralık 2010 Pazartesi

iyi-kötü yuvarlanıp gidiyoruz işte...

şöyle düşünüyorum ya da şöyle düşündüğüm vehmine kapılıyorum...

iyi ve kötü icat edilmiş kavramlardır. aslında yeryüzünde kabullendiğimiz manada iyi ve kötü olmayabilir. belki sadece hak, hukuk, sınır(lar) ve sınır ihlalleri vardır. ben'in sınırları, ben'in etkileşimde olduğu varlıkların sınırları ve mutlak olan'ın sınırları. belli bir merhaleden sonra öyle sanıyorum ki sadece mutlak olan'ın sınırları var olarak algılanıyor. henüz oralarda değilim.

neyse...

iyi ve kötü kavramları masallarla, söylemlerle, resimlerle vs. inşa edildikçe ve bu ürünlerle insanoğlu muhatab oldukça şöyle bir refleks gelişti belki: eğer bu bahsi geçen karakter kötüyse benim de kötü olmam gerek, çünkü ben de onun gibi kıskancım ya da şehvet sahibiyim ya da yalancıyım ya da ve ya da... fakat bu özellikler bende olmasına rağmen ben kötü bir insan değilim, sadece zaaflarım var.

bu gelişen refleks ile mutlak iyi ve mutlak kötü karakterler yıkılıp içinde iyilik de kötülük de barındıran karakterler inşa edildi.

burada bendenizin aklını esas karıştıran, tek mutlak varlık olarak Allah'ı kabul edenlerin dahi ondan gayrı mutlak iyi ve mutlak kötülerin var olabileceğini kabul etmiş olmaları. mutlak olan tek birşey var ise diğerleri ancak onun yansıması ise; bu diğerlerinin, "iyi" ve "kötü" kavramlarının oluşturduğu düzlemden başka bir düzlemde tartışılması gerekmez mi?

hemen şunu belirteyim; tanrı varsa ve iyise ve kadir-i mutlaksa, şeytanı nasıl açıklarız? şeytan mutlak kötü ise, tanrının biricikliğini nasıl savunuruz? minvalindeki klasik kötülük problemi değil bendenizin derdi. sadece bir kavram tahlili yapma derdindeyim. gelin görün ki birikimim buna el vermiyor. sadece sezgilerim var. bir de amak-ı hayal'deki o sahne... hani cenk meydanında "iyiler" ve "kötüler" canhıraş savaşır, savaşır ve savaşır da savaşın sonunda kucaklaşırlar.

bunun dışında, tavsiyelere açığız.

ve dahi sürç-i lisanlardan dolayı affınıza başvururuz.

24 Aralık 2010 Cuma

acımız büyük

bir karınca gözümün önünde can çekişti. önce anlamadım. o yüzden birşey yapmadım. zannettim ki birşey taşıyor da zorlanıyor. meğerse bir ayakcığını kaybetmiş. düşünsene, benim kirpiğimden kısa ve daha ince bir ayakcığın kaybı ne acılara sebep oluyormuş.

yavrucuğum can çekişiyormuş. hareketsiz kalınca anladım. gözlerimin önünde ölüverdi karıncacık, kirpiğim kadar olmayan bir kayıptan dolayı...

15 Aralık 2010 Çarşamba

fırından taze çıktı

kestim biçtim, ortaya bu çıktı. kendisi SD olması hasebiyle daha düşük çözünürlükte, cumartesi günü beyaz perdeye yansıttığımızda HD olacak. şöyle söyleyeyim... bu arkadaşa bayılmıyorum, ama elimizde bu var. şimdilik idare edeceğiz... fakat çok dersler çıkardım bu süreçten, bir kendime geleyim inşallah onları da yazacağım.
herkese hayırlı işler...