24 Ağustos 2012 Cuma

Gayet ciddiyim. Olamaz mı?, Olabilir.

Korkuyoruz sayın seyirciler... Bilmediklerimizin en bilmediğimizi: anne olmak! Yaklaştıkça, içimden şöyle bir acil durum anonsu geçiliyor: Houstan, we have a problem; tanımlanamayan bir cisim yaklaşıyor. Bilmediğim halde nasıl da başıma geleceklerden eminmişim gibi korkuyorum ki? Mantıksız. Bu korku duygusu enteresan... Kaygılı mıyım yoksa? Çünkü korkunun tanıdık bir nesnesi vardır (derler) ama kaygı/endişe daha tekinsizlik üzerine inşa bir duygudur. "Ay bilmiyorum ki Selahattin, böyle içim hop oturup hop kalkıyor. Sanki kötü birşeyler olacak" Selahattin de kimse artık...

Onu diyordum... Korkulacak birşey yok aslında. İşte 9 aydır filan ne olduğundan habersiz içimizde büyüttüğümüz bir insan kişisi inşallah dünyamıza teşrif edecek... Uzun bir zaman bize bağımlı yaşayacak. Hayır bırakıp gitsen olmaz, yazık küçük daha... Buzdolabının yolunu filan bulsun diye eğitsem, genelde buzdolabımız da boş olur bizim. Günlük alışveriş yaparız, anında tükenir. Fakat ne var biliyor musunuz? Bu varlığı çok merak ediyorum... Yani kim o? Kimin gelmesi murad edilmiş bu dünyaya... Bendeniz sadece bir taşıyıcıyım şu aşamada. Hamile-i veled kulundur; aamin. 

Yani fiziksel özelliklerinden tutun, kafası karıştığında yapacağı ufak bir mimiğe kadar herşeyi merak ediyorum. Bir de itiraf ediyorum üzerinde bazı deneyler yapmak istiyorum. Mesela otobiyografik hafıza ve benlik bilinci üzerine birşeyler. Bir de şunu deneyeceğim (Ben bunu hep yapıyorum ama şimdiye kadar fark etmedinizse; şunu, bunu, vs. derken o farklı renkteki kelimenin üstüne tıklayınca başka bir bağlantı açılıyor). Tuvalet iletişimi- eğitimi değil!- iletişimi. Doğar doğmaz çok sıkı olmasa da böyle daha gevşek, rahat bir ritimde bunu deneyeyim diyorum. Şu an kitabını okuyorum, E.B. sağolsun tanıştırmış oldu bendenizi bu kitapla. 

Neyse ne diyordum deneyler, vapurlar filan...

Şu dokuz aylık süreç boyunca hiç "ay şu olsa da yesem demedim", kısa süreliğine Türkiye'ye gittiğimde Bursa'da iskender kebap yeme isteği/arzusu/hayali/takıntısı istisna! Nasıl istedim iskender yemeyi nasıl ama nasıl. Fakat nasib olmadı... Hani öyle efsaneler vardır ya, işte canım kayısı çekmişti yiyemedim çocuk, sırtında kayısı büyüklüğünde ve renginde bir et beni ile doğdu; filan... Şimdi canımın iskender kebap çekmiş olmasının, bebeğimin üzerindeki fiziksel etkisini tahayyül etmek istemediğimden en fazla; büyüyünce İskender diye birine mi aşık olacak acaba?, diye zevzeklik edebiliyorum. Nasib kısmet tabi, çocuklar birbirini görmüş beğenmiş... Fakat oğlanı beğenmezsem kızıma bu hikayeyi anlatabilirim: "Kızım bak, konunun aşkla filan ilgisi yok... Herşey sen henüz içerimde bir yerde mışıl mışıl büyürken canımın iskender kebap istemesiyle başladı..." Yani sonuçta kim başka birinin can çekmesinin bedelini bu denli ağır ödemek ister ki? Şahsen ben istemem... Sonra ona biraz özgür irade kavramının bilim ve felsefedeki yerini anlatır, sadece yobaz olduğum için değil bilim de böyle buyurduğu için özgür irade diye birşeyin belki de olmayabileceğini ya da öyle sanıldığı gibi birşey olmadığını (kendime not: bu konuda ileride birşeyler yaz. Tamam.) bibliyografyalı olarak sunup "aman kızım alla'sen; ha İskender, ha Selahattin (ha, Selahattin buymuş demek ki)... Gel biz senin kutunu açalım. Büyük hissediyorum... Erkek değil mi, zaten? Hepisi aynı... İki tabağı varsa birini kırarsın, olur sana aynı hikaye" diyerek kendim kadar olmasa da yeterli kıvamda kafası karışmış bir çocuk yetiştirmiş olurum belki. Böylece kafası karışınca nasıl bir mimik yaptığını da görebilirim. 

Kim bilir, belki... 

Of, damadımın İskender Kebap olacağı hiç aklıma gelmemişti. O kebabı bana yedireceklerdi arkadaş, başka da bir savunmam yok... 

...

"Korkuyorum anne, al beni içine" diye şarkı söylemek gibi bir lüksüm bile yok. Söylesem zaten matruşkaya döneriz valla şu durumda... 




11 yorum:

ah latifeciğim dedi ki...

ofiste okudum yazıyı, ara ara kahkahalar yükseliyordu masamdan :))
kızının adını iskender koyarsın belki de? ama aslıhan daha güzel di mi :)

kibrit kutusu dedi ki...

latife de fena degil bak ;)

Bike dedi ki...

:) o kaygı hiç geçmiyor aslında. içimde bilinmeze dair hep bir endişe taşıyorum ama el yordamıyla annelik yolunu bulmaya çalışıyorsun işte.
Tİ'yi deneyecek olmana çok sevindim bu arada.

Moonshine dedi ki...

Yaşlı ve bilmiş teyzeler gibi 'Korkunun ecele faydası yok' diye parmak sallayasım geldi..HAhaha şaka tabii ki, insan en çok 'bilinmeyen'den korkar, ki blog'unun başlığı olayı özetliyor sanırım :) Kızınla tanıştıktan sonra bilmediğin şeylerin bir anlamı kalmayacak. O sana herşeyi baştan öğretecek çünkü! Çok heyecanlı, gittikçe güzelleşen bir macera diyelim.

kibrit kutusu dedi ki...

Tİ'yi deneyeceğim için epey heyecanlıyım ama inşallah elime yüzüme bulaştırmam :) @Bike

:) Macera dolu Amerika, Amerika, maceraaaaaaa @Moonshine

Mahmut M. Ozdil dedi ki...

birsey sormak istiyorum sayin tartar, neden ille de bursa?
bu arada hic ustume vazife degil ama TI bana dogal yasamci aydin hanim'i hatirlatiyor ve urkutuyor, beceremezsen hic dert etme!

kibrit kutusu dedi ki...

Bir Bursa gezimiz esnasında ara sokaklardan birinde minik bi restoranda yediğimiz kebabın tadı damağımda kalmış demek ki... :)

İpek Ağır dedi ki...

Hay Allahım ne yürek hoplatan, öd patlatan bir olaymış anne olmaya alışma aşaması yahu. :)

Adsız dedi ki...

beni hatırlamanıza sevindim.

selahaddin

kibrit kutusu dedi ki...

herkeste boyle olmaz muhakkak, bendenizin kusuru... daha dogduktan sonra neler olacak neler :)

dilvin. dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.