1 Ocak 2015 Perşembe

fazla siyah boğazlı kazağı olan var mııı?

Annemle alışverişe gittik. Beceremediğim 100 şey listesinde ilk onda yer alır bu: alışveriş.

Hedefim siyah boğazlı bir kazak almaktı. Kör olası çöpçüler hepsini süpürmüşler. Bunu yapan belki de lanet olası federallerdi. Bilemiyorum. Nihayetinde kendimi mağazanın asansöründe iki adet siyah olmayan kazakla kasaya iniş yaparken buldum. Dönüp anneme dedim ki: ''israf mı yapmış oldum acaba?'' 

Daha annem cevap veremeden hemen karşımızdaki koca gözlüklü, başörtülü hanım teyze lafa karıştı: ''Canınız ne istiyorsa alıp giyin kızım. Biz almadık, giymedik de ne oldu? Kim kıymet bildi?''

Hanım teyzem, üç cümleyle yaralarını açmıştı bize.

Bu yüzden ''İsraf muhasebesini kocam üzerinden değil Allah’ın beni muhatap alıp buyurdukları üzerinden yapıyorum'' diyemedim de ''Haklısınız teyzeciğim... Herşey zamanında güzel'' deyiverdim.

Ama birşey takıldı o gün bugün boğazıma. Çünkü o hanım teyzem istisna değil. Eski toprak dediğimiz on teyzeden yedisiyle konuşun, hatta siz konuşmayın onlar zaten bir gediğini bulup taşlarını koyverirler... Duyacaklarınız bu cinsten olur. Kanaat etmişlerdir; ya sabır, demişlerdir; dişlerini, yumruklarını sıkmışlardır; elleri böğürlerinde uyumaya çalışmışlardır; görmezden gelmişlerdir; razı olmuşlardır... Gerçekten yapmışlardır bunları. Ve elleri öpülesidir. Ama nihayetinde hayat çekilmiştir onlardan da yerini bir heba olmuşluk hissine bırakmıştır. Görülmemişlerdir, duyulmamışlardır, yüzlerine tebessüm edilmemiştir, kıymetleri bilinmemiş, el üstünde de tutulmamışlardır. Hanidir o vaad edilen topraklar, o ayaklarının altındaki cennet? Öte tarafta mı? İnsan hiç burada tatmadığının orada vücud bulabileceğine ikna olur mu?

Öte yandan... Onların ''efendi'' dediklerine baktığınızda da pek ferah, mutlu bir hayat sürdüklerini göreceğimizi sanmıyorum. Bu yüzden bir suçlama girişiminde bulunmayacağım. Kendi jenerasyonumuzla ilgili yazıyor olsaydım, bu fırsatı hiç kaçırır mıydım? İlahi, elbette hayır. 

Tek cinsiyetten müteşekkil bir müsebbib aramaktan ziyade bir zihniyet meselesidir bendenizin dikkatini çeken.

Bana öyle geliyor bu ki bir varlık sorunudur. Varlığın, kaynağıyla olan ilişkisinin zedelenmiş olmasının tezahürü. Çünkü kimin için israf etmediğin, kimin için ''hayr söyleyemeyeceksen sustuğun'', kimin için kimden razı olduğun... Hep mühim meselelerdir. Sistem bir kez ''erkekliğe'' tapınma haline girmiş ise – ki ayıkmadınızsa söyleyim çoktandır o sularda yüzüyoruz- o vakit kişinin kendini – erkek ya da dişi- Rabb'in huzurunda hissetmesi güçleşiyor. Bir türlü doyuramadığı bir ateşe odun taşıyor, bir türlü yetiremediği sorumlulukları yerine getirmeye çalışıyor. Yanlış anlaşılmasın bu tek cins için böyledir demiyorum, her iki cins için de böyledir. Nihayetinde dünya hayatı her insan için sarp bir yokuş. Bu yolda kadınına refik, erkeğine refika olarak yürümek var iken dünya düzenine içkin bir efendi-kölelik ilişkisi istemek kimse kusura bakmasın hakikat arayışında olması gereken her iki insan cinsini de olduğu yere kazık gibi çakar.

...


Siyah boğazlı bir kazak bulabileydim hiç bu derde düşer miydim? Sarı saçlarından olduğu kadar bundan da sen suçlusun Mihriban. 

Hiç yorum yok: