2 Eylül 2015 Çarşamba

50 kuruşluk imtihan

hayat öyle birşey ki bir çay bahçesinde aniden ağlamaya başladığında - ki sabah alınan 40 miligramlık antidepresan bunun icabına bakmış olmalıydı- çantandan banknotlar fışkırır, fakat tek bir kağıt mendil dahi yoktur. bir gece önce yemekte ağzının yağını silip dalgınlıka cebine koyduğun bir peçeteye dahi razısındır... fakat ceplerin de boştur. salya sümük erirken bir tabure üstünde ve az ilerinde tam da ayağına taş bağlayıp atlamalık bir deniz duruyorken senin yaptığın yerinden kalkıp bir süpermarkete girmektir. kağıt mendil çünkü burnunun imdadına yetişmelidir. 


ne yalandır o ya hu! insan öyle harıl hurul ağlarken hülyalı hülyalı gözyaşlarını silmek için aramaz ki mendili... mevzu artık ne kadar içine çeksen de bir yolunu bulup akan mukustur. 

nerede kalmıştık? süpermarkette. 8li kağıt havlular. en yumuşak hesaplı peçeteler. ıslak mendiller. fakat ne yazık ki raflarda kağıt mendil yoktur (yazarın aklı sonradan çalıştığı için bu noktada kendine dönüp şöyle der: aa neden bir paket kağıt peçete almadım ki?). oysa ki o mendil, sadece salya sümüğü silmekle  kalmayacaktır. o mendil tüm hayal kırıklıklarını. yetersizliklerini. diktatörleri. türk medyasını filan. herşeyi yani külliyen silecektir. ama yoktur işte. yoktur allah'ın belası! yoktur kahpe kadın!

süpermarketin önündeki küçük büfe gelir akla. ince uzun parlement bulunmaz o büfede. hiç. inatla sorulur. inatla yoktur. hiç mi yoktur? ''süpermarketten bulursun abla''dır. demek salyasümüğün can simidi bu uzun ince parlementsiz büfe olacaktır. ''kağıt mendil mi? ha yok ya... yok ki kağıt mendil'' ''öyle mi? peki.'' ''malzemeci geldi ama sipariş vermeyi unuttuk...'' ''tamam'' ''bazen unutuluyor'' ''anladım''.

derdi ki bir büyüğüm her nefs derecesine göre tadı değişirmiş dökülen gözyaşının. tadından anlarmış arifler dereceyi ya da derekeyi. eminim bir türlü mendil bulamayan bahsi geçen şahsın gözyaşının tadına baksalar dünyadaki en aşağılık nefsin tadını alırlar. aşağılık fakat neden yaşamaya devam ediyor? burnunu çeke çeke içinden sorar: ''benden muradın nedir allah'ım? çünkü ben kayboldum. geri dönmem imkansız''. 

ve  işte bir benzin istasyonu. ister misin burada da olmasın mendil? sanırsın kutsal kase. ab-ı hayat. excalibur. ve benzeri... yaklaşırsın içinde bir tedirginlik. sanki teksas'ın orta yerinde tozlu dumanlı bir sahnedeki metruk benzinci. o hissi veriyor, çünki: ''ya evde yoksan?'' 

otomatik kapı yağ gibi kayar. bir serinlik. klima çalışıyor. ''kağıt mendil var mı?'' saniyelik bir sessizlik. asılı kalıyor öylece. hayat bir film şeridi gibi... ah hayat... güzelim hayat. bırak ya! neyin güzel senin? belki annen güzel. fakat sen çirkin. 

''var. elli kuruş''. elli kuruşluk saadet satın alırsın bir benzin istasyonundaki küçük dükkandan. sonra terk ettiğin masana geri dönersin. karşı masandaki iki genç kız hâlâ oradadır. fakat masaya bir erkek dahil olmuştur. kızların önlerinde birer buket papatya. konuyla alakası yoktur ama ilgini çeker. ne ince adamdır. hem sevgilisine hem de sevgilisinin kız arkadaşına çiçek almıştır. 

hayat öyle birşeydir ki... iki dakika sonra tuvaletten diğer erkek çıkagelir. masadaki yerini alır. 

sen de baş başa kalırsın bir türlü yazamadığın senaryonla. 

birileri ince uzun parlementlerini tüttürür.  

birileri eliyle koymuş gibi bulur her ihtiyaç duyduğunu. 

bir korku kaplar içini: tanrım beni neden terk ettin? 

akdeniz kıyılarına çocuklar vurur. 

yazdığın keder. yazamadığım kader. 

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Sonra işler birden değişir. Zarafet fark edilen bir özellik olmaktan çıkar. Karşındakinin kaygılarının yarattığı politik arzular, 50 kuruşluk mendili, 50 kuruşa çalışan insanlar var bu dünyada, küçümseme hiçbir şeyi diye dilinden dökülen kelimelerle, saklı gizli kompleksinin, iyi niyetle maskelenmiş biçimiyle sana laga ve luga yapar. Oysabir kağıt mendil bazen sadece bir kağıt mendildir. Gözyaşı da siler,sümük de, kan da. Kağıt mendiller de geri dönüşümlü olmadıklarından tarihsel bir hafızaları yoktur. Dili olsa da konuşsa desen, o gözyaşları hakkı da tek kelime duyamazsın.
Beni üzen ne kağıt mendilin tatmin edilemez eksikliği,ne de iki buketin iki ayrı satın alıcısı olması. O parliamentin bulunamış olması içimi acıttı. İnsanın kaçmak istediği sevdiğine kavuşmak için yollar tepmesi, zamanlar eritmesi gibi anlamsız ve güzel. Bir gün o sigara belki kendi ayaklarıyla gelir. Sigara vafakardır.

Adsız dedi ki...

'kaderse bir parça da kederdir' demiş bir eylül gecesi şairin biri.