7 Mayıs 2018 Pazartesi

ayakata ölenler kulübü

Bahçedeki çam ağacı ölmüş. Dün gece fark ettim. Yeşil iğne yaprakları, çamurlu sarı bir renge bürünmüş. Birdenbire mi oldu bu? Her gün evden çıkıyorum. Ve her akşam eve geri dönüyorum. Bahçedeki koca çam ağacı, koyu yeşil. Bir günde mi bu sevimsiz, neşesiz, cansız rengi giyindi?

Anneannemin saçları bir gecede beyazlamış. Öyle söyler annem. Koyu siyah saçları, dedemin Kıbrıs Harekatı’na katılacağını öğrendiği gecenin sabahı bir masalın parçası oluvermiş: böyle pasparlaktı, bir bakan dönüp bir daha bakardı annemin saçlarına; sabah bir uyandık ki tek siyah tel kalmamış. Sonsuza dek karlar altında kalmaya mahkum olmuş, anneannemin siyah saçları. Anneannemin adı Olcay. Ben onu Pamuk Prenses’im diye seviyorum. Şimdi 70 yaşında.

Fakat bu çam ağacının yeşilini nasıl bir haber çalmış olsun ki? Eğer bir gecede teslim etmediyse canını, eğer yavaş yavaş ölüyorduysa… Nasıl fark etmem? Kendi bahçemdeki koca yeşil çam ağacının ölmeye yüz tuttuğunu nasıl olur da göremem?

Birkaç yıl evvel bir arkadaşımız üç-beşimizi toplayıp şöyle demişti: boşandım. İstisnasız hepimizi hayrete düşüren bir haberdi bu. Daha bir ay önce filan hep birlikte onların evinde toplanıp yemek yiyip dedikodu etmiştik. Erkekler, yemek sonrası ergence bir imalı konuşma hummasına tutulunca biz mutfağa sığınıp bir yandan dertleşip bir yandan ortalığı toparlamıştık. Hiç sinyal vermediniz yalnız, dedi gruptan biri. Birisi de akıl edip geçmiş olsun, dedi Allah’tan. Aslında o gece çok sessizdin, bir de tuhaf tuhaf gülümsüyordun; deyiverdim ben de. Herkes dönüp bana baktı. Bizi evlerinde misafir ettikleri gece mutfağa iltica ettiğimiz o saatlerde hatunlar şundan bundan şikayetlenirkenki yüzü gelmişti birden aklıma. İğreti bir gülümseyişi vardı. Keyif ya da sükunet ya da tevekkül belirtisi değil de baş edemediği veya göstermek istemediği bir korkuyu örten bir maske gibi. Bir de gözleri çok güzel görünüyordu. Banyoya sığınıp sessiz sessiz ağlamış bir kadının gözleri gibi, pırıltılı… Fark etmiştim ama sanırım üzerinde düşünmeye değer görmemiştim. Ya da diğer herkes gibi kendi derdime gömülmüştüm, bilemiyorum. Arkadaşımın adını veremem çünkü boşanmasıyla gündeme gelmek istemiyor. Ben de gündem yaratmak istemiyorum zaten. İki çocuğuyla sessiz sakin yaşayıp gidiyor şimdi. Tekrar evlenmedi. Onu çok yormayan bir işe başladı. Bir de yıllar önce heves edip çoluk çocuktan fırsat bulamadığı o resim atölyesine gidiyor. Dışarıdan bakınca huzurlu bir hayatı var gibi. Ama bir insanın dışarıdan görünümü ile içindekiler… Ne bileyim, her zaman tutmuyor işte. Birden bire karşınıza dikilip ben aşık oldum; boşandım; amerika’ya yerleşiyorum; seni üç kere aldattım; bir cinayet işledim; ben öldüm… diyebiliyor. Ve seni artık hiç sevmiyorum, diyebildiği gibi.



Bütün bunlar olurken ben neredeydim Tanrım? Bahçemdeki ağaç ölürken, neredeydim ben?


Hiç yorum yok: